SedaNur

İlginçtir,günümüzde hemen hemen her anne baba çocuğunda Einstein kadar zekâ kapasitesinin olduğunu düşünüyor. "Benim çocuğum ortalama bir zekâya sahip,ona nasıl bir eğitim verelim?" diyen bir anne babaya şu ana kadar hiç rastlamadım. Herkes çocuğunu Gazzali gibi yetiştirmeye kalkıyor. Bu şekilde topluma ancak psikopat yetiştiriyoruz. Zekânın,ruhun,karakterin bir kapasitesi vardır. Herkesin iradesi,dindarlığı,takvası aynı seviyede değildir. Herkesin ruhi kapasitesi aynı değildir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sahabe efendilerimiz bu ifadeyi ( و إليك المصير) çokça tekrarlamaya başlıyor. "Nihayet kalplerimiz yatıştı." diyorlar.
و إليك المصير bu iki kelime müthiş bir motivasyon kaynağıdır. İşittik ve itaat ettik,yapmaya azmettik,yapamadıklarımız olacak,bu konuda senin affını diliyoruz. Niyazımız dünyada kalsa,yapabildiğimiz kadarını yaparız,yapamadığımızı da "ne yapalım Allah affeder." deyip bırakırız. Ama و إليك المصير dediğimiz an kendimize çok büyük,kuvvetli bir mesaj veriyoruz: "Sen Allah'a döneceksin. Allah'ın huzuruna döneceksin. Bu dünya bir rüyadan ibarettir,geçicidir." و إليك المصير kendimize bir uyarıdır. Yani sen dağları,tepeleri aşsan,göklerde dolaşsan,okyanusların dibinde gezsen,maceracı insan ruhunla başka gezegenlere gitsen,evrende gezmediğin yer kalmasa.... Ne istersen yapsan,nereye gidersen gitsen dönüp dolaşıp Allah'ın huzuruna gelecek ve bütün yaptıklarının hesabını vereceksin,diyen güçlü bir motivasyondur.
Mesela Kur'an-ı Kerim'de,insanların diriltildiği vakit, "dünyada ne kadar kaldık?" diye tartışacağı haber veriliyor. Kimi "birkaç saat" diyecek, kimisi "yarım gün." Bir gün kaldık diyen kimse çıkmayacakmış. Dünyadayken bize sıkıntı veren,sabredemediğimiz emirlere dönüp baktığımızda,belki de bize o konuyla alakalı sadece bir saat imtihan olmuşuz gibi gelecekmiş. Herkes dünyadaki fedakarlıklarının mükâfatını alırken, "Keşke o bir saatte sabretseymişim,sıksaymışım dişimi." diyecekmişiz.
Zühd ve takvânın manası nefse eziyet etmek değil,onu itidal çizgisine çekmektir.