Bitmesini istemediğimiz güzel anlar gibi hayat kadar gerçek ve içten. Barış Bıçakçı'nın süslü cümleler kullanmadan yalın ve sade cümlelerle yaptığı vurucu etki anlatımını eşsiz kılıyor.
Kitap Zeynep Sayın tarafından yazılan muhtesem bir sunuşla başlıyor. Yazar kitabın başında ve sonunda aynı cümleyi kuruyor"Dostluk bir tür armağan oyunudur." Bu cümle kitabın içeriği hakkında ip ucu veriyor.
Yazar kitapta dostluğu yaşamın her anlamı, anı ve kavramıyla iç içe geçirerek ve izonomik bir zeminde dostluk kavramına yer veriyor ve yine bu zeminde onu tanımlıyor. Felsefenin kökeni olan izonomi üzerine inşa ettiği dostluk ve onun her alanda var oluşuna büyük bir merak ve hayret içerisinde dostluk tanımını yeniden kurarak şahit olacaksınız.
Mülksüzler bir ütopya mı yoksa bir distopya mı? Felsefenin en önemli sorunları olan ahlaki özerklik ve ideal devlet düzeni problemleri üzerine düşündüren, varlık problemini Taoculuk üzerinden tanımlamasına rağmen ben de Oluş-Süreç Felsefesi izlenimi bırakan; Herakleitos'un "Aynı nehire iki kez girilir mi?" paradoksunu hatırlatan Shevek'in eş zamanlılık ve ardışık zaman teorisi kıyaslamaları Anarres'te yaşıyormuş hissini yarattı. Her ütopya aslında içinde bir de distopyasını var ediyor. Devletin doğal bir şekilde var olmayacağını savunan; devleti,otoriteyi kuralları yok sayan Anarşizm ya da Odoculuk otoritenin varlığını perde arkasına gizliyor.
Yaşamın şu an ve burada, bir umudun peşinde, hiçlik ve varoluş arasında bir çizgide yaşandığını, çölün ortasında olan kalede, genç teğmen Drogo'nun umudunu hep diri tutmak için gelmeyen düşmanı beklemesini ve bu bekleyiş içerisinde yaşamın nasıl akıp gittiğinin farkına çok geç varmasını, değişimin kaçınılmaz bir gerçek oluşunu, dönüşümün de değişimin bir sonucu olduğunu bize harika bir dille anlatıyor.