Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir? Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık?
“Bildiğiniz kepazelikler... Evet, bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler hem işlerini gördürsünler hem de öldürsünler diye...”
O anda anladım, ilk gördüğüm andan itibaren bu kadında beni çeken şeyin ne olduğunu. Keder, ona bakarken gördüğüm buydu: uçsuz bucaksız, kanıksanmış bir keder. Sadece alnındaki çizgiler, menekşe rengi gözlerinin kıyıcığına örülmüş kırışıklıklar, ağarmaya yüz tutmuş kumral saçları değil, tombullaşmış yanakları, dik tutmaya çalıştığı erken çökmüş omuzları ve bozuklaşmış sesi de aynı duyguyu uyandırıyordu bende, saf bir keder.