O kadınlar ki, dalları yere değen koyu gölgeli meyve bahçelerinde gülüp türkü söylemek, süslenip salına salına dolaşmaktan başkasına alışmamış, rahatlıktan semirmiş kadınlardı. Fabrikaların pamuk tozu yüklü, kola kokulu, rutubetli havasında hızla kuruyup çirkinleşmeye başladılar. Gün geldi, ellerinde mendil, küt küt öksürerek, iki iyilikten birini dilediler.
Daha sonraları kadınlar toprağa verildi, çocuklar fabrikalara....
Muhasebe servisine geldiği zaman ağa, saat dokuz buçuğu gösteriyordu.
Okumuş insanları huzuruna alıp, onlarla alay etmeye, maaş verdiği memurlardan mutlak bir saygı görmeye bayılırdı. İlle doktor, mühendis, avukat gibi imrenmeyle karışık bir kıskançlık duyduğu kimselere karşı çok daha sertti. Şurda burda lafı gelince, hemen taşı gediğine koyuverirdi: "... Tohtur oldular, mehendis oldular, abukat oldular da ne?" Derdi , "huzuruma vardılar mı, el öfelemiyorlar mı?"