“Neyin yasını tutuyorum? Onun yaşamını kaybetmesinin mi? Zevklerinin sona ermesinin mi? Artık asla tatlı pınar suyu içemeyecek ya da güneşte oturamayacak, torunlarını göremeyecek… Yoksa yasını tuttuğum benim kendi kaybım mı? Onun fiziksel varlığına doyamamam mı? Onun yan odada, yan evde, komşu şehirde olduğunu bilmek… Ya da belki çocukluğumu ve gençliğimi, geçmişimi kaybetmenin yasını tutuyorum. Ondaki bana ait kayıtların yasını tutuyorum. Onun desteğinin, onayının, işler kötü gittiğinde düzeleceğine ilişkin güvence vermesinin yasını tutuyorum. Kendimin bir gençlik versiyonuna mı yapışıp kalıyorum? Yoksa yasını tuttuğum,kaybettiğim masumiyetim mi?”
Sayfa 36·Kitabı okudu
Milyonlarca kalbin çarptığı bir şehirde yapayalnızdım.
Sayfa 179·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Godard
Geçen yıl Godard benden, o zamanlar adı Sauve qui peut (la vie) (Kaçan Kurtulur [Hayat]) olan bir filminin kısa bir sekansında oynamamı istemişti. Ben oynamak değil ama, onunla kısa bir söyleşi yapmak istedim. Bunun üzerine beni çağırdı, 79 Ekiminde oluyor bu, gittim Lozan'daydı görüşme; görüşme yerinin ve saatinin, her şeyin ayarlandığını söyledi. Beni bir okula götürdü; teneffüsün ya da derslerin başlama saatiydi, unuttum, öğrencilerin inip çıktığı tahta bir merdivenin altındaydık. Söyleyişi yaptık. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. O da benim söylediklerimden bir şey anlamıyordu; bunun nedeni sadece okulun o cehennemi andıran gürültüsü değildi; neyse, bundan bir söyleşi çıktı. Sonunda güldü ve: ''Bu yerde konuşmak için seni kaldırıp ta Paris'lerden buralara getirdim, düşünsene,'' dedi. Sonra birbirimizi daha iyi tanıdık galiba, ona karşı büyük bir dostluk besliyordum. Galiba o zamana kadar onunla benim, sinemayla ilgili sorunlarımız birbirinin tersiydi, özellikle metin görüntü ilişkisi konusunda. Ama kim bilir, belki de değildir, bu onun ne diyeceğine bağlı, bir şey diyecek olursa... Okuldan sonra bir arabanın içinde, ama şehirde dolaşan, giden bir arabanın içinde, kayıt yaptık. Bandı dinledim. Söylediklerimiz galiba zaman zaman, kırmızı ışıklarda, bayağı anlaşılıyor. Ayrıca Lozan'ın bir binadan öbürüne uzanan üst geçitleri hakkında da ilginç şeyler vardı yanılmıyorsam. Ben bunların güzel olduğunu söyledim. O da bu geçitlerden çok atlayan olduğunu söyledi. Sanki intihar etmek için mahpus yapılmış, dedim. Evet, dedi.
Unutmak kolay olmayacak. İyileşmek. Hatırlamak.
1000Kitap
Kendi kendine soruyor: Sonsuza kadar bu şehirde mi kalacak? Başka yerler görmeyecek, başka bir yerde yaşamayacak mı?
1000Kitap
Reklam
Reklam