1000Kitap Logosu
ENSARIN İLK ÖĞRETMENİ: MUS'AB B. UMEYR(R.A)
Mus'ab b. Umeyr ilmi ve ahlakının yanı sıra cesareti ve azmiyle de örnek bir sahabiydi. Hz. Peygamber Bedir ve Uhud Savaşları'nda sancaktarlık görevini ona vermişti. Uhud'da Savaş'ın en zor anında dahi bir an olsun Resûlullah’ı yalnız bırakmadı Mus'ab. Daha önce Allah ve Resûlü uğruna sahip olduğu her şeyi feda eden, ensarın ilk öğretmeni artık elinde kalan tek şeyi, canını feda etmek üzere savaş meydanındaydı. Zira Allah'a verilen sözün gereğiydi bu. (Ahzâb, 33/23) Ve Mus’abü'l-Hayr'ın verdiği sözden geri dönmeye hiç niyeti yoktu. İbn Kamie'nin kılıç darbeleriyle önce sağ eli ardından da sol eli koptu. Yine de sancağı düşürmedi, kollarıyla tutarak göğsüne bastırmaya devam etti. En sonunda mızrakla yaralanarak şehit düştü. Savaşın ardından Allah Resûlü'nü ölümüyle en çok hüzünlendirenlerden biri o oldu. Resûlullah Mus'ab'ın yüzüstü düşmüş bedeninin başında durduktan sonra o ve beraberindeki diğer şehitlere hitaben Allah katında şehitler olduklarına kıyamet günü bizzat şahitlik edeceğini söyledi. (İbn Sa'd, Tabakât, III, 121) İslam'la şereflenmeden önce asaleti ve zenginliği dilden dile dolaşan Mus'ab b. Umeyr’in şehit olduğunda bedenini tamamen örtecek bir kefeni bile yoktu. Bunun üzerine Hz. Peygamber, başının örtülmesini, ayaklarının üzerine ise izhir otu konulmasını istedi. (Buhârî, Cenâiz, 27)
Kararın bundan sonraki bölümünde yargıç, ölçüt aldığı ahlak kurallarından örnekler veriyor: Öyle ülke vardır, bayrağından şort yaparsın hoş görülür. Öyle ülke vardır, ineğine dokunursun infial yaratır. Öyle millet var ki, kan dedin mi ecdatlarının akıttığı oluk oluk şehit kanı gelir. Öyle millet var ki, kan dedin mi akla bu toprakların her santiminde bulunan ecdat kanı gelir. Bu toprağın her karesi kanla sulanmıştır. Oysa sanık bu kanın zehirli olduğunu ifade etmiştir. Bu Türk atalarına, şehitlere, milleti meydana getiren değerlere saygısızlıktır ve tabii ki aşağılayıcı, inciticidir. Burada yargıcın "kan" üzerinden tanımlanan bir ahlak anlayışına sahip olduğunu ve "oluk oluk akan kan"a bir nevi kutsallık atfettiğini görüyoruz. Ahlak kuralları denince akla gelenin "kan" olması, hatta bu kanın öyle sıradan değil "oluk oluk", "toprağın her santimini sulayan" ifadeleriyle betimlenmesi ve yargılamada bir kriter olarak kullanılması, üzerinde derinlemesine ve uzmanlarınca çalışılması gereken bir konu.
Ebu Talha anlatıyor: Peygamberimiz (s.a.) Bedir günü Kureyş'in ileri gelenlerinden yirmi dört kişinin cesetlerinin Bedir'deki pis kuyulardan bir kuyuya atılmasını emretti. Efendimiz bir topluluğa galip gelince o yerde üç gün kalırdı. Bedir' de üçüncü gün olunca devesinin hazırlanmasını emretti. Hazırlık tamamlanınca hareket etti. Ashabı da onu takip ettiler. "Ruky" tepesine gelince şehitlere, müşrik ölülerine kendilerinin ve babalarının adlarıyla seslenmeye başladı: -"Ey falan oğlu falan, ey falan oğlu falan!.. Allah'a ve Resûlüne itaat etmemenizden dolayı şimdi mutlu musunuz? Biz Rabbimizin bize vaat ettiğini hak olarak bul duk, siz de Rabbinizin size vaat ettiğini hak olarak buldunuz mu?" diyordu. Hz. Ömer (r.a.): -"Ruhları olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun, ya Resûlallah?" dedi. Peygamberimiz (s.a.) de: -"Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, benim şu söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyuyor değilsiniz." Başka bir rivayette: "Siz onlardan daha iyi duyuyor değilsiniz. Fakat onlar cevap vermiyorlar." buyurdu.
1
...
508 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.