Oysa geçmiş, uğurladığımız bir misafir, gelecek ise henüz tanımadığımız bir yabancıya benziyordu. İkisi de bizden değildi. Bizden olmayanlar ise dikkatimizi her zaman daha fazla çekmişlerdi.
Yaşam, şahsi bir mesele değildir. Daha iyi bir şekilde ifade edecek olursak: Bireyin yaşamı ancak politika, etik ve toplumsal evrim alanları buna münasip hale geldiğinde gerçekten şahsi bir meseleye dönüşür.
“Dünyada ne mutluluk vardır ne de acı; yalnızca bir ruh halinin diğeri ile kıyaslanması vardır, hepsi bu. Mutluluğun zirvesine ancak en derin acıyı yaşamış olanlar ulaşabilir…”