Atomik: Sistem içerisindeki en küçük birim.
Alışkanlık: Düzenli tekrarlanan rutin ya da uygulamalar.
Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, Atomik Alışkanlıklar kavramıyla aslında anlatmak istediği budur yazarın: En küçük davranışlarımızı hayatın günlük parçası haline getirmek ve alışkanlığa dönüşmesi için yapılacak tekrarlar.
Yeni bir alışkanlık kazanmak ya da kötü bir alışkanlıktan kurtulmak için izlenecek yolu kaçımız biliyor ya da bilinçli bir şekilde bu duruma hakim? James Clear'ın hayatından örnekler vererek alışkanlıkları mercek altına aldığı bu kitapta, yeni alışkanlık kazanmak için izlenecek yolları belirli başlıklar altında irdeliyor. Bunları şöyle sıralıyor yazar;
-Görünür Kılın
-Cazip Kılın
-Kolaylaştırın
-Tatmin Edici Kılın
Başlıklar çoğumuza az çok fikir vermiştir. Şunu söylemek gerekirse davranış değişikliği oluşturmak, hedef ve sistemler içerisinde ilerlemek ve plana sıkıcı da olsa sadık kalarak hayatımıza pek çok yeniliği getirebiliriz.
Küçük değişiklikler zamanla kartopu gibi büyüyerek büyük sonuçlar elde etmemize olanak sağlıyor. Günlük rutin içerisinde ve kısa zamanda bunu fark etmekte zorlansak da aslında hayatın rutinine dönüşen bu küçük adımların büyük sonuçlara giden yol olduğundan emin olabilirsiniz. Örneğin günde 10 dakika kitap okumak ve bunu rutine dönüştürmek aslında küçük bir adım gibi görünebilir ama
bir bakarsınız ki, hiç kitap okumayan biriyken yılda 25'e yakın kitap okuyan birine dönüşmüşünüzdür. Bunun gibi günlük tekrarlar sıkıcı görülebilir fakat başarılı ve belirli bir rutin içerisinde ilerleyenler, gerçekte başarılı ve hedeflerine kavuşabilen insanlar olmuşlardır. Daha iyi ifade etmek gerekirse: günlük rutinin getirdiği sıkıntıya aşık insanlar, başarılı insanlardır.
Hayatta sizi tanımlayan kimliğiniz: Örneğin öğretmen,
Ya beyazdır yüreğimiz ya siyah ortası yoktur bizde. Öyle gri falan bilmez hislerimiz ya vardır beyaz gibi ya yoktur gecenin zifiri karanligi gibi.... şems gibiyiz ya tam açarız yüregimizi ya da hiç yeltenmeyiz. İçimizde, merhamet yüklü hissiyat doyumuna ulaşmış sağanak sağanak yağacak duygu bulutları barindiran kocaman bir yürek taşıriz. Bu yüzden gözlerimiz gah ışıltili gezeriz gah kaşlarimız çatık. Kısacası bizde kapımıza değil gönlümüze vuran girer cünkü ortamız yok bizim kapımiz ya açıktır ya kapalı... Çünkü ödem yapmış egomuz olmaz bizim kendimizden çok başkasını duşunuruz diye grimiz olmaz bizim. Ya da kandıramayiz karşımızdakini kendimizi tatmin etmek için.Sorularin iki cevabi vardir bizde ya doğru ya da yanlış öyle soru icinde soru sorup zaman kazanip gununu gun etmeyi bilmedigimiz icin grimiz olmaz bizim... istediğini elde etmek için, kendini kamufle etmek içın her renge burunemeyiz bukelemun yurekli degil kalbimiz. Ya tutulacak kadar yakın oluruz ya unutulacak kadar uzak...
Kimi zaman hiç uyanmamiş geceler ertesinde,pazartesiler cuma oluyor,cumalar pazartesi. Aylar geçiyor, değişiyor mevsimler;hiç yaşanmamişlar gibi. Oysa ne çok sene birikti ardimizda. Bilmiyorum ki birikecek mi bir bu kadar daha? Ardıma dönüp bakıyorum da dallarımı kıran rüzgarları bile affetmişim ama kendime uzanmamış elim. Yastıklarım kuş tüyüymüş de ağır gelmiş düşüncelerim. Biriktirdigim keşkeler, ardimdan bile söylenmeye yetermiş.Bütün heveslerim genellemelerin içinde yitip gitmiş. Oysa ne çok cümlem vardı benim. Her şeye inat yüreğimi ısıtan ne çok hayalim. Biliyorum bu kadar kırılgan olmayı kaldırmıyor hayat. Her tökeleyişte kendi içine saklanınca,sıvazlamıyor sırtını. Pencere önü çiçekleri değiliz ki, anlayışlı bir el alıversin bir çırpıda içeri. Hadi aldı diyelim, gün ışığı olmadan ne kadar yaşanır ki?