Kimi zaman hiç uyanmamiş geceler ertesinde,pazartesiler cuma oluyor,cumalar pazartesi. Aylar geçiyor, değişiyor mevsimler;hiç yaşanmamişlar gibi. Oysa ne çok sene birikti ardimizda. Bilmiyorum ki birikecek mi bir bu kadar daha? Ardıma dönüp bakıyorum da dallarımı kıran rüzgarları bile affetmişim ama kendime uzanmamış elim. Yastıklarım kuş tüyüymüş de ağır gelmiş düşüncelerim. Biriktirdigim keşkeler, ardimdan bile söylenmeye yetermiş.Bütün heveslerim genellemelerin içinde yitip gitmiş. Oysa ne çok cümlem vardı benim. Her şeye inat yüreğimi ısıtan ne çok hayalim. Biliyorum bu kadar kırılgan olmayı kaldırmıyor hayat. Her tökeleyişte kendi içine saklanınca,sıvazlamıyor sırtını. Pencere önü çiçekleri değiliz ki, anlayışlı bir el alıversin bir çırpıda içeri. Hadi aldı diyelim, gün ışığı olmadan ne kadar yaşanır ki?
Kutsal kitabi okumus olsaydın bir şey dikkatini çekerdi. Tanrı önce ademi yarattı, sonra da cenneti. Daha sonra adem'i cennete koydu. Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi? Havvanın durumu başkaydı. O Ademden sonra yaratıldı. Cennet'te yaratıldı. Cennetin yerlisiydi. Sonra ikisi de Cennetten kovulduklarında bu Adem ve Havva için aynı şey değildi. Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu. Havva ise tersine doğduğu ülkeden sürgün ediliyordu. Eğer bunu unutursanız , kadınlardan bir şey anlayamazsınız; çünkü KADINLAR CENNETIN SÜRGÜNLERİDİR.
İnsan bir yere ait olmazsa,yaşamının bir anlamı ve yönü olmazsa, kendisini bir toz tanesi olarak duyumsayacak ve bu durumda bireysel önemsizliğe kapılıp gidecektir. Kuşkularla dolup taşacak,bu kuşkuysa giderek ondaki davranislarda bulunma-yani yaşama- yetisini kötürüm edecektir.