Arap ülkelerini, özellikle Hicaz'ı ülkesine katmış olan Yavuz Sultan Selim, Memlûk sultanlarının hâmî'l-haramayni'ş-şarîfayn unvanını hâdimü'l-haramayni'ş-şerîfeyn (Mekke ve Medine'nin hâdimi) biçiminde benimsemiş, fakat Abbasî halifelerine özgü olan hilâfet-i kübrâ, yani dünyadaki bütün Müslümanların meşrû dinî ve siyasî hâkimi olma iddiasında bulunmamıştır. Bagdad halifelerinin unvanına saygı gösteren Anadolu Selçuklu sultanları, saltanat tahtına oturduklarında, Bagdad Abbasî halifelerinden bir tayin menşûru istemişler ve kitâbelerde kendilerini halifenin zahiri, mu'âvini, yardımcısı olarak anmışlardır. Böylece, I. Selim'in cihanşümul hilâfet yetki ve sembollerini, Mısır'da oturan Abbasî halifesi III. Al-Mutavekkil'den bir merâsimle devraldığına dair rivâyet, XVIII. yüzyılda ortaya atılmış ve Osmanlı sultanlarınca benimsenmiş asılsız bir rivâyettir. Selim ile çağdaş Osmanlı ve Arap kaynaklarında buna dair bir kayıt yoktur. Mısır'da oturan Abbasî halifesi Al-Mutavekkil, Selim tarafından İstanbul'a gönderilmiş, yolsuzlukları yüzünden Yedikule'de haps olunmuş, Kanunî tahta çıktığında Kahire'ye dönmesine izin verilmiştir. Osmanlı Mısır valisi Hâin Ahmed Paşa, kendisini sultan, Al-Mutavekkil'i halife ilân etmişse de, paşa yakalanıp idam edilmiştir. Al-Mutavekkil, Kahire'de belirsiz biçimde ömrünü tamamlamıştır.