İçine Yaşar Kemal kaçmış bir yazarın kaleminden muhteşem bir eser uzun zamandır okuduğum belkide en güzel Türkçe kitaplardan biriydi… Keyifle okunacak bir ırmak gibi akıp giden bir kitap
Doktor olan ama aynı zamanda alkol sorunları yaşayan, kendi ailesi ve çocuklarını ihmal eden, sevgisini ailesine göstermekten imtina eden bir baba. Yazarın otobiyografik anlatısı olan bu kitap, bir çocuğun böyle bir baba ile yaşamanın ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissettirecek, yüreğinize dokunacak anlatımıyla okuyucuyu derinden etkiliyor. Fournier ile tanışmak için çok yerinde bir kitap olduğunu düşünüyorum.
"Aşk için 53 yıl, 7 ay, 11 gün süren bir bekleyişin hikayesi.."
Bu cümleyi kitabı tanımak için baktığınız her yerde, bu sitedeki incelemelerde de göreceksiniz. Ben de işte tam bu cümlenin büyüsüne aldanıp başladım kitaba. Ama gereğinden uzun süren okuma süreci sonunda -yazarın bitmez tükenmez cümleleri ve anlatım şekli sağolsun- gördüm ki olanların bununla hiç alakası yok. (Bu cümle bir spoiler değildir, okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.)
50 küsür yıl beklediği iddia edilen adam, aslında bu süre zarfında 600 küsür kadınla ilişki kurup bunları kitaplaştırdığı yetmediği gibi -yazarın tabiriyle- geceleri avlanmaya çıkan, evliymiş dulmuş ayırmadan tüm kadınlarla gönül ilişkisi yaşayan, hatta işi abartıp kendi velayetine bırakılan ve kendinden 50 yaş küçük bir çocukla bile bunu yaparak kızın hayatını mahveden biri. Sonra da ne zaman canı sıkılsa (burası benim düşüncem ) sevgili gençlik aşkını hatırlayıp derdine düşüyor. Bana trajikomik geldi açıkçası. Bunun hastalıklı bir duygu değil de bir aşk olduğuna inanıyorsanız kitabı romantik bir kitap olarak görüp o şekilde yorum yapabilirsiniz tabi.
Bunun dışında Garcia Marquez'in dilini bilen bilir, bana hep bir panayırda hissettirir kendimi. Uçan, kaçan, garip hayvanlar, nereden geldiği belli olmayan sihirli yaratıklar, her yerde uçuşan konfetiler.. Arada çok güzel sahnelere de tanık olabilirsiniz ama bu kadar kargaşaya değer mi diye de sormadan edemiyor insan.
Son olarak; yazarın karakterleri oluştururkenki ustalığını belirtmeden geçemeyeceğim..Bütün karakterler kanlı canlı tüm tutkuları, nefretleri ve zaaflarıyla yer alıyor kitapta. Bu bakımdan usta bir eser olduğunu düşünüyorum.
Mayıs ayında bayram döneminde sokağa çıkma kısıtlamaları zamanında okudum bu kitabı ve beğenmedim. Zira Kara Kitap, Benim Adım Kırmızı, Beyaz Kale, Cevdet Bey ve Oğulları ve Kar kitaplarını okumuştum Orhan Pamuk'tan. Ne yazsa okurum dediğim yazarlardandı. Ancak Orhan Pamuk külliyatı içinde keşke yazmasaymış dediğim bir roman oldu.
Orhan Pamuk kitaplarında zaten zorlanma, kitabın çok akmaması, cümleleri anlayamadığım için başa dönme gibi durumlara alışık ve aşinayım. Hatta bundan haz da duyarım. Ancak Veba Geceleri'ndeki durum biraz farklı çünkü bu bir roman değil. Güzel tarihi anektodlar, toplumsal tespitler, Abdülhamid eleştirisi var ama sadece bunlardan bahsetti diye beğendim desem kendime ve edebi kişiliğime haksızlık etmiş olurum.
Tarihi tespitlerini, karantina zamanlarında insanların ve toplumların psikolojik yaklaşımlarını, Abdülhamid dönemini kurgu olarak değil de düz yazı olarak bizlerle paylaşsaydı daha mutlu olur ve büyük bir beğeni ile okurdum. Ancak roman olarak kurguladığı bu anlatı da karakterler derinlikli olmadığı için sevemedim.
Yaklaşık 40 yıldır üzerinde çalıştığım bir eser diyor Pamuk Veba Geceleri için. Ben de işim gereği çok sık sunum yaparım. Ne zaman üzerinde çok düşünsem, eksik kalmasın diye her şeyi sunuma sığdırmak istesem ve üzerinde uzun çalışmalar yapsam sunumum o kadar kötü olur:) Orhan Pamuk'da belki onu da anlatayım, bundan da bahsedeyim derken çerçevenin sınırlarını aşmış, bir kurgucu olmaktan çok tarih hocalığına büründüğü için alışık olduğumuz anlatısından uzaklaşmıştır.
Son olarak ben bu ülkenin Atatürk tabusundan sıkıldım. Gerçekten de Kolağası Kamil'de Atatürk göndermeleri var ama sadece bu karakteri kurgularken onu örnek almış ve selam çakmış. Yermiş desem değil, övmüş desem değil. Yani ne yazdı da Atatürk itibarsızlaştı ben