selen atar

5/10
·424 syf.·
2023 4. kitabı
Hikaye,ilk bakışta ilgi çekici bir zemin kuruyor. Hafıza, aşk ve unutma ekseninde ilerleyen anlatı okuru içine çekebilecek bir potansiyele sahip. Yazarın dili sade ve akıcı, bu da metni ilk etapta rahat okunur kılıyor. Ancak bu akıcılığa rağmen, bazı duyguların farklı sahneler ve hikayeler üzerinden tekrar tekrar anlatılması bir noktadan sonra yoğunluk değil, tekrar hissi yaratıyor. Aynı duygunun farklı biçimlerde sürekli vurgulanması, metnin ritmini yavaşlatıyor. Romanın asıl meselesi bireysel hafıza ile toplumsal hafızayı iç içe geçirmek gibi görünüyor. Süreyya’nın kişisel hikâyesiyle birlikte Türkiye ve dünyada yaşanan darbeler, depremler, savaşlar gibi büyük olayların arka plana yerleştirilmesi, teorik olarak güçlü bir tercih ancak pratikte bu katman çoğu yerde hikayeyle organik bir bütünlük kuramıyor. Tam tersine, bu olaylar anlatıya doğal biçimde sızmak yerine, dışarıdan eklenmiş bilgi parçaları gibi duruyor. Depremlerden bahsetmek için kurgulanan karakterler, babanın asker oluşu, komşu oğlunun devrimci kimliği, ev arkadaşının çocukluk travması gibi unsurlar; Saddam’ın devrilişi, İkiz Kuleler, Marilyn Monroe gibi referanslarla birlikte metne yedirilmekten çok metne eklenmiş hissi veriyor. Bu da romanın duygusal akışını sık sık kesintiye uğratıyor. Karakterin iç dünyasına odaklanmışken bir anda geniş tarihsel ve toplumsal bir çerçeveye taşınıyor; bu geçişler yeterince doğal kurulmadığı için anlatının bütünlüğü zedeleniyor. Bu noktada roman, güçlü bir kurgu anlatısından ziyade yer yer deneme metnine yaklaşan bir tona kayıyor. Yazarın anlatmak istediği şeyler değerli olsa da, bunların doğrudan ifade edilmesi yerine sezdirilmesi beklenirken, metin zaman zaman “gösteren” değil “anlatan” bir yapıya bürünüyor. Bu da edebi etkiyi zayıflatıyor. Zaten bildiğimiz ve
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,1bin okunma
Reklam
7/10
·192 syf.·
2026 2. kitabı
Kitap ismiyle müsemma olarak daha önce akrabalarına verilen bir kızın öz ailesine geri verilmesini anlatır. Kimliğin parçalanışı, sınıf farklılığı, aidiyet gibi derin psikolojik ve sosyolojik bir anlatı olmasına rağmen yazar bunu o kadar sade, çok büyük dramlar yaratmadan, usul usul gündelik hayatın içinden anlatır ki bu romanı içten ve etkileyici kılanın da bu olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat & Roman
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,146 okunma
Fikirsel Zenginliğin, Dramatik Heyecanı Gölgelemesi
7/10
·184 syf.·
2025 9. kitabı
Eser, Osmanlı döneminde Köprülü soyundan gelen Mark-Alem adında bir gencin Tabir Sarayı'nda işe başlaması ile gelişen bir metin. Hükümdarlığın dört bir yanından toplanan rüyaların incelendiği, yorumlandığı ve bu sonuçlara göre kararların verildiği bir saray burası. Aslında roman her ne kadar Osmanlı döneminde geçiyor gibi gözükse de anlatının tarihi zemini belirsiz, metin açıkça modern totaliter bir rejimin alegorisi olarak okunur. Hayalin bile izlenip dosyalanması, korkunun ve keyfi denetimin iktidar pratiği haline gelmesi oldukça çarpıcıdır. Kadere, aslında ülkesi Arnavutluk'ta yaşanan totaliter rejimi eleştirmek için Osmanlı zeminini kullanmıştır. Bu da romanın güçlü alegorik özellikler barındırdığını gösterir. Roman yayımlandığında Arnavutluk, Enver Hoca’nın sert komünist yönetiminin etkileri altındaydı. Baskıcı ideolojik kontrol, gazetecilik/ edebiyat/ medya denetimleri, geçmişte kurduğu yeraltı sığınakları ve katledilen aydınlar, dış dünya ile bağın tamamen koparılması gibi. Bunun sonucunda hükümet Kadere ve kitap hakkında baskılar yapsa da, kitap yasaklansa da romandaki tarihsel uzaklık Kadare'nin tutuklanmamasında başat bir konumdadır. Ancak ifade özgürlüğünü sürdürmenin imkansız olduğunu gören Kadare Fransa'ya sığınmıştır. Romana gelecek olursak Köprülü ailesi aslen Arnavutluk kökenli olması, merkezi iktidar-hükümet ve ülke yönetiminde önemli bir yer tutmaları bakımından önemlidir. Köprülü ailesinden Mark Alem zaman zaman Arnavut-Osmanlı kimlik bunalımı yaşayan, akrabalık ve himaye ağıyla devlet içine yerleşen bir gençtir. Rüyalar Sarayı ise devletin artık yalnız davranışları değil, düşünceleri, duyguları da denetleyen bir mekanizma olduğunu gösterir. Mark Alem en başta Rüyalar Sarayı'nı sistemi, gerekliliğini anlayamasa da herkesin ciddiyetle çalıştığı bu
Rüyalar Sarayıİsmail Kadare · Jaguar Kitap · 2022430 okunma
Aile ve Toplumsal Sınf
7/10
·80 syf.·
2025 8. kitabı
Roman İrlanda taşrasında, ailesinin maddi zorluklar ve annesinin sürekli hamile kalması nedeniyle Kinsella isimli uzak akrabalarına emanet edilen bir çocuğun hikayesidir. Bu olay, yüzeyde basit bir akraba yardımlaşması gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde hem bireysel hem toplumsal nedenlerin birleşiminden doğar. Çocuğun kendi ailesi alt sınıf İrlanda taşra ailesinin tipik bir örneğidir: kalabalık, yoksul ve bunların sonucunda duygusal iletişimden yoksun. Anne sürekli doğum yapar, ev işleri bitmez, baba ise ekonomik olarak başarısız ve ilgisizdir. Bu koşullar, kırsal toplumlarda çocukların hem bir “yardımcı işgücü” hem de bir “yük” olarak görüldüğü gerçeğini yansıtır. Kız çocuğunun “emanet” edilmesi, bir ebeveynin sevgisizliği değil, sistemin yoksullaştırdığı bir ailenin çaresizliği ya da ilgisizliğidir. Yazar burada, bireylerin değil, yapısal yoksulluğun eleştirisini yapar. Böylece çocuk yalnız ekonomik değil, duygusal yoksunluğun da taşıyıcısı hâline gelir. Emanet edildiği Kinsella çifti ise daha düzenli bir yaşam süren, orta sınıfa yakın bir ailedir. Ancak kendi çocuklarını kaybetmiş olmaları, onları duygusal olarak eksik bırakmıştır. Bu nedenle küçük kızın gelişi, karşılıklı bir onarım süreci başlatır: Kız sevgi ve ilgi görür; Kinsellalar ise kaybın ardından yeniden sevme kapasitesini keşfeder. Ve burada küçük kız ilk defa sevgiyi, aile olmayı, huzuru deneyimler. Kitap oldukça kısa ama duygu yoğunluğu oldukça yüksek, tavsiye ederim.
Emanet ÇocukClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20258,2bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2025 7. kitabı
Coetzee'nin Utanç romanı, hem toplumsal hem de psikolojik yönü ağır basan bir metin. Yer yer oldukça zorlayıcı ancak bizi düşünmeye zorladığı meseleler bakımından oldukça tatmin edici. Romanın merkezinde üniversitede hoca olan, iki kez boşanmış, kızı kırsalda yaşayan 52 yaşında David var. David dünyayı bireysel arzuları ile tanımladığından öğrencisi ile yaşadığı ilişkinin ortaya çıkmasının ardından herhangi bir utanç duymaz. Disiplin kurulu ile ilgili bölümde David öğrencisine cinsel arzu duymasını ''doğa yasalarına uymak'' olarak meşrulaştırmaya çalışmasını görüyoruz. David, işini kaybetmesinin ardından çiftlikte yaşayan kızı Lucy'nin yanına gider. David, ilk başta kırsaldaki yaşamı sade ve ilkel bulur. Kendi kentli, akademik yaşamına alışık olduğu için, kırsaldaki düzen ona yabancı gelir. Lucy’nin toprağa bağlılığına ve doğa ile kurduğu uyuma karşı mesafelidir. Başlangıçta Petrus’u işçi olarak görür; emir veren, kontrol eden bir tavır sergiler. Ancak Petrus’un kendi evi, ailesi ve toprak hayalleri olduğunu öğrendikçe şaşırır. David’in gözünde bu, beyazların elindeki gücün artık tek taraflı olmadığının işaretidir. Burada David, siyahların artan özgüvenini gözlemler fakat bunu ciddiye almakta gecikir. Lucy’nin yanında çalışan siyah işçi Petrus ve diğer yerel halk ile karşılaşmaları, David’e yeni düzenin ipuçlarını verir. Diğer yandan romanın temelinde aslında Apartheid rejimi ve sonrası siyasi, ekonomik gücün el değiştirmesi ile birlikte bunların topluma yansıması mevcuttur. Güney Afrika'da 1950'lerden 90'ların ikinci yarısına kadar siyah halk, siyasi, ekonomik, kültürel, eğitim her türlü haktan yoksun bırakılmakta iken 90'ların ikinci yarısından sonra, siyasal eşitlik sağlansa da özellikle kırsal kesimde siyahların beyazlara ayrımcılık yaptığı Post-Apartheid dönemi
Roman
UtançJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20183,530 okunma
Reklam