Ben sadece onu seviyorken, ona böylesine içten, böylesine yoğun bir sevgi besliyorken, gözüm ondan başkasını bilmiyorken ve benim için başkası yokken, onun bir başkasını nasıl sevebildiğini, nasıl olup da sevmeye kalkışabildiğini bazen hiç anlayamıyorum.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Bazen, belki de annemle ninemin yolculuğa çıkmış olduklarının boş hayalini kurardım. Elbette bunun hiç bitmeyecek bir yolculuk olduğunu da biliyordum. Çünkü benim dünyam ikisinden ibaretti.