Selin Suna

Selin Suna
@selinsuna
Vaktinde Dostoyevski şöyle bir soru atmıştı ortaya: Eğer masum bir çocuğun gözünden tek damla yaş dökülecekse, barışın, mutluluğumuzun ve hatta yeryüzünde ebedi uyumun sağlanması ve temellerinin güçlü bir şekilde atılması için yaşanacaklar mazur görülebilir mi? Sorusunu yine kendi yanıtlamıştı Dostoyevski; hiçbir ilerleme, hiçbir devrim o gözyaşının dökülmesini haklı göstere mez. Hiçbir savaş. O gözyaşı damlası her daim her şeyden kıymetlidir. Bu tek damlacık gözyaşı…
Reklam
“Bunu şöyle düşün,” dedi. “ Rahim varoluşlardan biri. Bir fetüs olarak, rahimden önceki hayatı hatırlamıyorduk ve rahimden sonra hayat olup olmayacağına dair hiçbir fikrimiz yoktu. Tek bildiğimiz rahimdi. Ama sonra doğduk, rahimden ayrıldık ve şu anki varoluş alanımıza girdik. Şimdi bu hayattan önce anne karnında olduğumuzu hatırlayamıyoruz ve bu hayattan sonra ne olacağı hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ve şu anki hayatımız sona erdiğinde tamamen farklı bir boyutta olacağız, varoluş boyutunu hatırlayamayabiliriz, tıpkı rahimde olduğumuzu hatırlamadığımız gibi. Sadece farklı boyutlar. Birinden sonra diğerine, diğerinden sonra diğerine… Bazılarının gerçekten var olduğunu biliyoruz. Bazılarının var olduğuna sadece inanıyoruz. Bugüne kadar hiç düşünmediğimiz varoluşsal boyutlar olabilir. Sonsuz olabilirler. Gerçekten ölebileceğimizi sanmıyorum.”
Bir vatan parçası, ona bağlı olanlar hayatta nefes aldıkça, elleri silah tuttukça ve atacak kurşun da varsa korkakça terk edilemez.
Keşke ben de birkaç kilometre ötede yaşanan vahşeti tarif etmek için kullanılan kelimeleri unutabilseydim. Böyle zamanlarda cehalet ayıp değil, geçici bir mutluluktu çünkü…
Hikayenin dört kısmı vardır: Başlangıç, orta, yaklaşık son ve asıl son. Ne yazık ki her birinin asıl sonu olmaz. Çoğu insan, her şeyin kötüye gitmeye ve durumun umutsuz hissettirmeye başladığı kısımda hikayeden vazgeçer, ancak umuda en çok o zaman ihtiyaç duyulur. Sadece sebat edenler asıl sonlarını bulabilirler.
Reklam