Bahr-i Aşk
Dil verdiğim o yâr-ı hakîkat-nişâne ben,
Her dem onun cemâliyle mest ü terâne ben.
Bir katre sandılar beni ummân içinde hep,
Bildim ki bahr-i aşka düşen bir fesâne ben.
Gönlümde yandı şem-i muhabbet gece gündüz,
Pervâne-veş o nûra dönen âşıkâne ben.
Zâhirde hâk ü hâr ile örtülse de yolum,
Bâtında gülşen-i ezele bir nişâne ben.
Mecnûn deyip geçenlere güldüm bu menzilde,
Leylâdan özge sırra tutunmuş zamâne ben.
Her zerrede tecellî eden kudreti görüp,
Hayretle açılan nice bâb-ı hikâye ben.
Dünyâ sarâyı gölge imiş, geçti rüyâ-vâr,
Bâkî kalan o yârin adında terâne ben.
Vuslat ümîdi besler iken cânı her nefes,
Hicrân ile pişen bir eski peymâne ben.
Ey gönül, incinme eğer yollar uzun ise,
Maksûda erdiren o çetin râha râh-nevâne ben.
Son demde dahi zikr ile dolsun bu sîne kim,