1960’lardan itibaren optik şema, artık yalnızca öznenin kuruluşunu açıklayan teorik bir model olmaktan çıkar; doğrudan analitik kür’ün mantığını düşünmeye yarayan bir araç haline gelir.
Önceki aşamalarda özne, kendi narsisistik imgesini ben ideali (idéal du moi) aracılığıyla kuruyor ve bu imge içinde kendine bir tutarlılık buluyordu.
Burada ise Lacan, analitik süreçte analistin işlevini, bu imgesel tutarlılığı destekleyen ya da bozan bir ayna manevrası olarak düşünür.
Bu mantıkta analist, öznenin sabitlenmiş ideal ben (moi idéal) imgelerini yerinden oynatır.
Her analitik müdahale, düz aynanın eğiminde küçük bir değişikliktir: özne eski imgesini kaybeder, yeni bir imge aramak zorunda kalır. Fakat bu yeni imge hiçbir zaman öncekinin aynısı değildir.
Böylece analiz, öznenin libidinal tarihini oluşturan farklı imgesel biçimlenmeleri birer birer dolaştırır. Buradaki temel nokta şudur: analiz, öznenin narsisistik özdeşleşmelerini güçlendirmez; tersine, onları çözmeye çalışır.
Çünkü nevrotik özne çoğu zaman kendi arzusunu, bu narsisistik imgelerin içinde yabancılaşmış halde yaşar. Analitik çalışma, bu yabancılaşmayı görünür kılar.
Analistin “yatay konuma” gelişi, analistin giderek kendi kişisel ağırlığını silmesi anlamına gelir. Analist, öznenin kendisine yeni bir ideal imge yapıştırabileceği bir figür olmaktan çekilir.
Bu geri çekiliş sayesinde özne, başlangıçta yalnızca sanal olarak işgal ettiği Simgesel yerini fiilen üstlenmeye başlayabilir.
Diğer ifade ile, analiz, özneyi ideal imgesinden ayırır ve onu kendi gösteren zinciri içindeki yerine geri getirir.
Optik şemanın kür içindeki işlevi tam da budur: öznenin imgesel yanılsamalarını aşındırarak, onun arzusunu belirleyen Simgesel koordinatları görünür hale