İhtiyar: Hayatı güzelleştirmenin yolu seni diğer canlılardan ayıran sınırları aradan kaldırmaktır. Her canlıyı kendin bile konu seveceksin, başkalarının hayatına son vermek senin işin değil. Hayatını sonlandırdığın her canlı gözünün önünden kaybolsada bu onun yok olduğu anlamına gelmez. Sen başkalarının hayatını kısıtlamakla kendi hayatını uzatacağını mı sanıyorsun? Bil ki sen bunu yapmaya kadir değilsin. Hayat içinde mekan ve zaman anlayışı yoktur. Hayatın anlamı onun suresinde değil, bazen çok kısa süren hayatlar uzun süren bir çok hayattan daha önemli olabilir. Senin ve dünyadaki gördüğün ve görmediğin bütün canlıların hayatı eşittir. Az önce gördüklerin hayalden başka bir şey değil, herkes hayata sadece bir kez geldiği için iki farklı hayat yaşamak ve başkalarının hayatına son vermek mümkün değil.
Ankara'ya yazıyorum misal
Ata'ya bazen, ağlıyorum yazarken
Anama "gurbetteyim, lakin sıhhatteyimde"
Ama dur, sana değil
Avut içlerimi yakıyorsun, elimi neye uzatsam kavuruyor
Geçenlerde gümüş bir ibrik; tuttum çektim kolundan
Yanaştın usulca
İbrikten kan aktı, can aktı sen yüzüne çaldın
Bilhassa derdin,
insan önce iyiye inanmalı
Yolunu bilip doğruya kanmalı.
Şimdi Kasım kavururken
Bilmem neden ellerin okşuyor, yakıyor ellerimi
Tutam tutam saçlarımı..
Lakin kırgınım sana, şifa da olsan katmam canıma
Son haddine ulaşan bir hazda inlemeye, hızlanmaya benzer bir durum vardır. İnsan can çekişir gibi olur. O kadar ki bu haz son kertesine geldiği zaman onu en acı sözcüklerle anlatırız: Bitmek, yanmak, bayılmak, ölmek gibi. Tatlı ile acı arasında, bir öz birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz. Derin bir sevinçte, eğlenceden çok ciddiyet vardır.