bu bir araştırmadır herhangi bir toplumu kötüleme değildir
Gülbank veya gülbang; yapılacak bir işin hayırla sonuçlanması, sağlık, esenlik, başarı veya şükür amacıyla toplu halde okunan, belirli bir ritmi ve kalıplaşmış ifadeleri olan dualara verilen isimdir. Kelime anlamı olarak "bülbül sesi, güzel ses, zafer narası" gibi manalara gelir.Gülbank duası hakkında öne çıkan bazı özellikler şunlardır:Okunuş Şekli: Genellikle yüksek sesle, ahenkli, secili (iç kafiyeli) ve melodik bir yapıda okunur. Duanın sonunda genellikle "Allah, eyvallah", "Hû" veya salavat getirilir.Kullanım Alanları: Geleneksel Türk ve Osmanlı cemiyet hayatında, özellikle tekkelerde, tarikat ayinlerinde, esnaf toplantılarında (ahi teşkilatı) ve yemek dualarında sıkça kullanılmıştır.Günümüzdeki Yeri: Günümüzde en yaygın örneklerini Alevi-Bektaşi cem ibadetlerinde (cemselâm, lokma duaları vb.) ve bazı büyük camilerde (özellikle Cuma namazı öncesi müezzinler tarafından okunan dualarda) görmek mümkündür.Detaylı metin yapıları ve ritüeller hakkında bilgi almak için TDV İslâm Ansiklopedisi kaynağını inceleyebilirsiniz. Gülbank duası, tek bir kalıplaşmış metinden ibaret değildir; okunduğu yere, amaca ve geleneğe (Alevi-Bektaşi, Mevlevi, Yeniçeri/Mehter, Cami müezzinliği) göre farklı sözleri ve çeşitleri bulunur. Gülbankların ortak özelliği, genellikle ritmik, kafiyeli (secili) bir dille yazılması ve katılımcıların aralarda yüksek sesle "Allah Allah" demesidir. [1, 2, 3, 4] Kullanım alanlarına göre en bilinen gülbank sözleri ve örnekleri şunlardır: ## 1. Alevi-Bektaşi Geleneğinden Genel Gülbank Örneği En yaygın olarak cem ibadetlerinin başında, sonunda veya yemeklerden (lokmalardan) sonra okunan standart bir gülbank şu şekildedir: "Bismişah, Allah Allah! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Müminler ber-murat ola, münkirler matola, münafıklar berbat
1000Kitap
Batı müziğindeki "bireysel bestekâr ve telif" anlayışının aksine, bizde kolektif bir estetik ve derin bir saygı kültürü hakimdir. Mevlevi kültüründe "ben" demek, ego göstermek hoş karşılanmaz. Bir bestekâr, Dede Efendi gibi bir dehanın eserine harika bir melodi eklese veya bir geçişi (terennümü) zenginleştirse bile, oraya kendi adını yazmayı bir hürmetsizlik ve kibir olarak görür. Amaç eseri güzelleştirmektir, kendi adını parlatmak değil. Bu yüzden eklemeler ana gövdenin içinde erir ve eser yine Hammamizade’nin adıyla anılmaya devam eder. Türk musikisi yüzyıllar boyunca notayla değil, meşk sistemiyle (hocadan talebeye sözlü aktarımla) yaşadı. Bir eser İstanbul’daki Yenikapı Mevlevihanesi’nde farklı, Konya’da veya Kahire’deki mevlevihanede küçük nüanslarla farklı okunabiliyordu. Her tekkenin başındaki kudümzenbaşı veya neyzenbaşı, esere kendi üslubunu ve "tuzunu biberini" katıyordu. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında bu ayinler notaya dökülmeye başlandığında (Rauf Yekta, Suphi Ezgi, Sadettin Heper gibi üstatlar tarafından), her hoca kendi hafızasındaki ya da kendi ekolündeki versiyonu yazıya geçirdi. Bugün denk geldiğimiz farklı versiyonlar, muhtemelen farklı mevlevihanelerin hafıza kayıtlarının günümüze ulaşmış halleridir. Bizim geleneğimizde bir eser, ilk bestelendiği an biten donmuş bir heykel değildir; nehir gibidir, aktıkça yeni kollarla beslenir ama yatağını ilk açanın (yani Dede Efendi'nin) adını taşımaya devam eder. Mevlevi ayinleri bu tamamlama ve ekleme meselesinin en yoğun yaşandığı, adeta bir laboratuvar gibi işlediği yerdir. Aslında bu durum, ayinin sadece "dinlenmek için" yazılmış bir konser eseri değil, doğrudan bir ritüelin (mukabelenin) yaşayan, nefes alan bir parçası olmasından kaynaklanıyor. Mevlevi ayinlerindeki bu ekleme, genişletme ve
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fâni olan fâniye değil yalnız bâki olana sığınmalıdır.Yalnız ondan medet ummalıdır. Aksi halde ne bu dünyada itibarları olur ne de öte dünyada. Alıntı Her yıl 17 aralıkta  düzenlenen Şebi Arus törenleri bir düğün gecesidir 17 aralıkta güneş batması ile rast makamında tok ve gür sesli biri yumuşak tonda Ya Hz Mevlana hak dost diyerek geceyi başlatır Bütün ölümümüz edebi bir düğündür diyen mevlana fani olandan baki olana geçer cenazesinde her dinden binlerce insan vardır oğlu sultan veled babasını o övülmeye değer padişah diyerek tarif eder Mevleviler için sema kalbi gafletten uyandırmaktır kalbin uyanışı ile sevinç hüzün ve korku uykusundan uyanır ve harekete geçer bu manevi diriliş Semazen hak yolunda yürüyeçeğine inanır Mevlevilik Mevlana yolunda yürüyenlerdir tasavvufta rolleri büyüktür hoş görüye güzele inanıp fani olanı terkedip baki olana bağlanmaya inanırlar Allah için yapılan mücadelede ise pes etmek yoktur Mevleviliğin temelleri Mevlana zamanında yapılan sohbetler ile başlar mevlananın ölümü ile posta oturan oğlu sultan veled tarafından geliştirilerek devam eder kin ve düşmanlık değil dostluk affetmek vardır 30 Eylül 1207 de horasanda doğan Mevlâna ölümü için şunları der dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum sanma sakın öldüğüm için bana ağlama o vakit benim ayrılık vaktim değil kavuşma vaktimdir
Din
AH ANNE
Bazen tükenir umutlar Uçurumun kıyısına vurur bedenin Ne konuşabilirsin Ne de çığlık atıp bağırabilirsin Uzaklardan bir ağıt yükselir Kalbinin en acı sızısı çöreklenir içine İşte böyleyim anne... Seni acılarınla yalnız başına bırakmadım Hep için için ağladım Bir selam göndermişsin Kuru bir selamla olur mu anne? Daha sana söyleyeceklerim vardı Dudaklarına yaslayıp yanağımı Bir gül alacağım vardı Giderken
Şiir
1000Kitap Eskişehir Okuma Grubu 102. Buluşması
Eskişehir 1000 kitap kulübü olarak 102. toplantımızı yaptık.ilk kitabımız R. F. Kuang’dan Sarı Yüz kitabıydı. Başarısız bir yazarın, ünlü Asyalı arkadaşının ölümünün ardından onun taslak romanını çalıp kendi eseri gibi yayınlamasını, sonrasında yaşadığı etik çatışmaları, ırkçılık, kültürel temellük ve sosyal medyanın yıkıcı etkilerini anlatan hicivli bir psikolojik gerilim kitabıydı. İkinci kitabımız Ahmet Ümit’in 2008 yılında yazdığı Bab-ı Esrar kitabıydı. Annesi İngiliz babası Türk olan Karen Kimya Greenwood sigorta eksperidir. İngiltere'den Konya'ya müşterisi olan bir otelde çıkan ve iki kişinin öldüğü yangının soruşturmasını yapmak için gelmiştir. Ama bu onun Konya'ya ilk gelişi de değildir. Semazen olan babası ile çocukken gelmesine rağmen bu geziyi hayal meyal hatırlamaktadır. Belki de babası onu ve annesini Mevlâna aşkı yüzünden terkedip gittiğinden hatırlamak istemediği gerçeklikler bilinçdışının dehlizlerinden Konya'ya indiği an bilincine hücum etmeye başlamıştır.Bir baba-kız hikâyesinin ardında gizli kalmış sır silsilesi yedi yüz yıl önce yaşamış Mevlâna ve Şems arasındaki ilişkiye kadar uzanıyor bu kitapta.
Bir kuru sözden ötürü yâr ile savaşmak olmaz…
Susmamalıydım biliyorum!" Kırılsa da utancımı gizleyen aynalar Gecenin rahminden süzülse de hayallerim Yârin mezar taşına dokunmadan ellerim "Susmamalıydım biliyorum!" Ay ışığına meftun bir gönül pazarında Avucuma bıraktı esrik bakışlarını Yağmursuz bir bulut gibiyim yâr nazarında Çiğneyip geçti kalbimin yakarışlarını Tohumun çatlayışını önemseyen Rabbim! Her kulunu şefkatiyle benimseyen Rabbim! Lâyemût bir mehtap gibi O'nu alnıma yaz Mevlevi kuytularda can çekişiyor niyaz Şehrâyin çehresi mahzenime dolan ışık Sesimde hülyası, nefesimde esrarı var Odamın tavanında büyüyen gururu var Her akşam umudu bin parçaya bölüyorum "Susmamalıydım biliyorum!" Şehlâ bir kuyuda dinledim ayak sesini Yıldızlarla sürüldüm, meleklerle sarıldım Sevdamı dâre çektim bir kalemin ucunda Ölüme yürüdüm hatıraların burcunda Me'yus bir gülün yaprağına çizdim yüzünü Saçlarının rengiyle boyadım gökyüzünü Yüreğim; karşılıksız duyguların hamalı Mesafeler; Veda Tepesi kadar havalı Azgın nehirleri hafızamdan siliyorum "Susmamalıydım biliyorum!" Kızıl bir zelzeleyi mühürledi bahtıma Yaralı kuşların kanadında oyalandım
Aşk