Birlikte yaşıyoruz, birbirimiz üzerinde etkide bulunuyoruz ve birbirimize tepki veriyoruz; ama her zaman ve her koşulda yalnızız. Şehitler el ele arenaya giriyor; yalnız çarmıha geriliyorlar. Kucaklaşan aşıklar, yalıtılmış coşkularını tek bir kendini aşma haline getirmek için çaresizce çabalıyorlar; boşuna. Doğası gereği her bedenlenmiş ruh, yalnızlık içinde acı çekmeye ve zevk almaya mahkumdur. Duyumlar, hisler, içgörüler, hayaller – bunların hepsi özeldir ve semboller aracılığıyla ve dolaylı olarak aktarılamayan şeylerdir. Deneyimler hakkında bilgi toplayabiliriz, ancak deneyimlerin kendilerini asla toplayamayız. .
SIRF BİR "YELTENİŞ" OLARAK ULYSSES
(...) Ulysses’in Türkçe tercümesi etrafında kopan gürültü esnâsında her şeyden fazla dikkatimizi çeken, Akıncı Yol dergisinin birinci sayısında yer alan kısa bir haber oldu. Bu haberde, Ulysses’in Tilki Günlüğü yanında bir “yelteniş”ten ileri gitmediği belirtiliyordu ki, evet, bizim de bunca lâkırdı sonunda onun hakkında söylemek istediğimiz bundan ibarettir. Belki alelâdeden farklı, belki bir parça sıra dışı bir deneme, ama Tilki Günlüğü ile karşılaştırıldığında “sırf bir yelteniş”… Joyce’un, 20’nci yüzyılın başında ortaya koyduğu “yenilikçi roman” telâkkisi ile alışılmış roman kalıblarının dışına çıktığı söylenir. Bilindiği gibi, roman sahasında kavga, Rus romanıyla Garb romanı arasındadır. Daha doğrusu, Garb romanının Balzac’la örnekleşen “İnsanlık Komedyası” anlayışıyla, Rus romancılarının Puşkin’den sonra geliştirdikleri “Rus Ruhunun Destanları” arasında… Garb romancıları, Garb insanının çeşitli seviyelerde tahlili yoluyla âlemde insanın macerasını yakalamaya çalışırlardı. Rus romancıları ise, evvelâ “Rus ruhu”nu anlamak, onu Rus milletinin idrâkına sunmak şeklindeki terkibçi bir görüşle, hem Garb sanatına mukavemet ederler, hem de âlemde insan macerasını ondan daha canlı bir surette ortaya koymaya muvaffak olurlardı. Neticede, bütün bir Garb romanı, bin bir kemmiyet cünbüşüne rağmen, Rus ruhu karşısında ezilmiş, ne onun kadar “sahici”, ne de onun kadar “insanî” olmayı bilememişti. Bu mücadele arasında, Batı’da Marcel Proust zuhur etti. Garb romanının “yenilikçi akım”ını, diyebiliriz ki, en yeni hâliyle o başlattı. **Proust, İslâm tasavvufundan sonra Bergson felsefesinin ortaya koyduğu “iç zaman-süre” anlayışını roman sanatına tatbik edince; tabiî zaman akışı içinde kaybolan ve ölü sayılan fenomenler, insan şuurunda kayıb ve ölü bulunmadıklarından,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları
Reklam
Bugün artık korku ve his devri değil,bilgi, mantık ve idrak devri hakimdir.Binaenaleyh geçmişte büyük dinlerin,hakikatler karşısında zarurî olarak kullandıkları semboller,alegorik izahlar ve ifadeler bugünkü idrakler karşısında matlup olan neticeleri vermemektedir.Bugün hakikatleri dünyaya açıkça, olduğu gibi belirtmemiz lazım geliyor.Zira insanlar artık hidrojen atomu aleminin son kemal noktalarına ulaşmışlar ve bu muazzam âlemin kapısından dışarı çıkmak üzere onun eşiğine adımlarını atmışlardır.Bu eşik ise ancak idrak ve bilgi olgunluğu ile aşılabilir.
Örgü çoraplardaki semboller…
Özbel (1981) sembollerin, okuma yazmanın olmadığı dönemlerde bir olayın veya düşüncenin resimsel anlatımı olduğunu ifade eder. Ayrıca Türk köylü kadınlarının sembolleri geleneksel olarak hem süslemede hem de düşüncelerini ifade etmede kullandıklarını belirtir.
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Sivas
Kırmızı Üçgen /Bülent Gökgöz
7 Ekim Aksa Tufanı, semboller alemine yeni ve güçlü bir üyesini daha kazandırdı. İlk bakışta ters çevrilmiş ve kırmızı renkli üçgen olarak basit şekilden oluşan emoji, model paradigmanın kazanmakta zorlanacağı çok boyutlu anlam dünyasında önemli bir sembole dönüştü. Filistin kefiyesi, anahtar , karpuz gibi sembollerden sonra kırmızı üçgende direnişi temsil eden olgular arasında yerini aldı. GAZZE’NİN HAFIZASI KIZIL KAPI SEMBOL / sayfa 35
Kırmızı Üçgen /Bülent Gökgöz
Semboller tarih boyunca verilmek istenen mesajın kısa, etkili ve derin anlam yüklü işaretleri ola geldiler. Benzer durum harfler, sayılar ve kimi zaman sözcükler için de geçerlidir. Onlar kendilerinin ötesindeki anlamlara işaret ederler. Sembolü; bir manayı, kavramı veya olguyu ifade eden şekil, alamet ve işaret olarak tanımlamak da mümkündür. Genel olarak tüm işaret, alamet ve belirtilerle kastedilen şeyleri içine alan sembol, kendi dışındaki bir anlama, olguya karşılık olmak üzere akla getirilen herhangi bir şey olarak tarif edilmektedir. GAZZE’NİN HAFIZASI KIZIL KAPI SEMBOL / sayfa 35
Reklam
Reklam