Hayatımın bir döneminde Dostoyevski'nin eserlerini okumaya korkardım. Korkar ve çekinirdim, olası etkisini tahmin ettiğim için. Pek de yanlış düşünmediğimi git gide daha iyi anlıyorum.
Çok içten ve zekice yazılmış bir romanla karşı karşıyayız. Baş kahramanımız Vanya, oldukça nazik ve akıllı bir adam. Öyle uzun uzun inceleme yapma hevesinde değilim aslında, Vanya'dan bahsedip çıkacağım.
Baş kahraman diye bahsettiğime bakmayın Vanya'dan, hayatımda okuduğum en silik baş kahramanlardan birisi o. Üzülerek söylüyorum bunu. Satırlar arasında gezerken Vanya'nın her olayda orada olması, her şeye şahitlik etmesi ama hiç kimseninki kadar kendi acısını, mutluluğunu o satırlara yansıtmaması pek üzücüydü. Herkes sever Vanya'yı, kitaptaki tüm karakterlerin dostudur o. İyi bir dinleyici, bir şair, bir edebiyat savaşçısıdır. Yine de Vanya'yı yeterince görmezsiniz sanki. Acı çeker, mutlu olur, karakterlerle gülüp karakterlerle ağlar ki siz tüm hikayeyi Vanya'nın ağzından, onun kaleminden dinliyor olursunuz ama yine de o tam olarak orada değil gibidir sanki. Kitaptaki karakterlerin ona karşı tavırlarını çok üzücü, çok kalp kırıcı buldum. İnsanı daha çok üzense onun bu davranışlara verdiği yürekli yanıtlar ve sabır, akıllılık oldu. Çok saygı duyuyorum. Kitap beni çok duygulandırdı ama başka bir şey de söylemek istemem. Vanya, Vanya, Vanya...