Yazar Viladimir Tumanov, matematiği sıkıcı bulan ama fantastik kitaplar okumayı seven oğluna matematiği sevdirmek adına yazdığı matematikli fantastik bir hikaye.
Hikayenin baş kahramanı da Tumanov’un oğlu İle adaş Aleks :)
Aleks matematik hariç bütün derslerinde başarılı ve matematiğe karşı önyargılıdır. Bir gün yolda bir kalem bulur ve her pazartesi olan matematik sınavına şans getireceğine inanarak bu kalemle girer. Ve soruları okuması ile kalem soruların çözümünü Aleks’in kontrolü olmadan itina ile yazar. Bu sihirli durumu yakın arkadaşları Sam ve Vanessa paylaşır. Bir müddet sonra kalemin bir eğlence ile bitip tükenmesinden korkarak saklar ama bu defa da kalem gerçekten yoktur artık. O hüsranla kitaplığında daha önce hiç görmediği o kitapla karşılaşır: Kraliçeyi Kurtarmak
Üç kafadar hikayedeki zümrüt kraliçeyi kurtarmak için birlik olur ve 400 bilmeceyi çözerek boylarından büyük matematikli bir maceraya yelken açarlar ki bu problemleri çözmeleri zekalarını kullanmaya ve cesaretlerine bağlıdır.
Kitap matematik sevmeyen günümüz çocuğuna önyargılarını kırdırır mı bilemem ama problemlerin bir öykü gibi incelikle kurulması, matematiğin bir hikayenin içine entegre edilmesi ilgi çekici olmuş.
Öykünün içindeki problemler kolaydan zora doğru ilerlemekle birlikte sonlara doğru problem seviyesi ciddi sınıf atladığı için hangi yaş aralığı okuyucular tarafından başından sonuna kadar ilgiyle okunacağı yönünde muallak da kaldım.
Kanaatimce net olan, kitaptaki problemler günümüz eğitim sistemindeki yeni nesil soruların kurulum mantığına ve çözüm aşamasında gereken düşünme becerisine yakın. Bu tür kitapların daha çok çocuklara temas etmesi bu süreci verimli kılacaktır.
Gerek anlatımı gerekse kullandığı dil olduğu kadar romanlarının çerçevesini oluşturduğu konularıyla da içine işliyor insanın her zaman. Türk edebiyatı ve okurlar adına çok büyük bir şans Kemal Varol…
Taşkale Cezaevi… Altı kişilik bir erkek koğuşu; daracık bir dört duvara sığdırılmış yüreğimi bıraktığım bir dünya satırlar. Asım Abi’nin, Casper’ın, Reco Dayı’nın, Candan İleri’nin, Sıçan’ın ve Mesut Hoca’nın altı kişilik koğuşuna, başgardiyan öldüren ve müebbet alan Barana’nın gelmesi ile hepsinin yaşamına sohbet ederek konuk olduğumuz öylesine gerçek öylesine içinde yaşatan bir roman.
Roman Barana’nın etrafında dönüyormuş gibi görünse de öyle bir kurgulanmış ki okurken Barana’nın hayatını merak ederek sayfaları çeviriyorsunuz ama okuduğun başka yaşamların esiri olarak kitabı bitiriyorsunuz. Bittiğinde de bilinmeyen Barana’nın hiç bir önemi kalmıyor; ne eksik ne fazla hissettirmiyor. Yetiyor ona dair bilinen bir kızıl saç teli…
Çok kahramanlı bir romanın her kahramanının da baş karakter olabilmesi ne büyük bir kabiliyet; hiç biri diğerinin önüne geçmemiş.Hiç bir hayat diğerinin arkasında değil. Yan karakterler bile kalbimde iz bıraktı; Mesut Hoca gibi karısı Behiye’yi ben de unutmayacağım, Reco Dayı’nın prenses taçlı kızı Melek Candan’ı her taç gördüğümde hatırlatacak kadar tanıdım. “Timur denen şahıs” a Sıçan kadar kinlendim.
Okumuş olmakla, okuru olmakla, Türk edebiyatının böylesine büyük yazarlarla yaşıyor olmasının mutluluğuyla…
Kara SisKemal Varol · Everest Yayınları · 20211,419 okunma