Daha önce çevirilerini duyduğum Yiğit Bener’in romanı “Acı Portakal” 2019 yılında yayınlanmış. Kitap iki farklı eksende geçiyor. Asıl olay otuz yıl önce Amsterdam’da devrimci militanların eğitim gördüğü bir merkezde gerçekleşirken, diğer bölümlerde ise bu merkezde yaşanan olayların bir baba ve kızı arasında tartışıldığını görüyoruz. Kitaptaki ana karakterimiz El Turco’nun, 12 Eylül darbesinden sonra Belçika’ya giden yazarımız Yiğit Bener olduğunu saptamak pek de zor olmuyor. Kitap günümüzdeki toplumsal cinsiyet rollerinden tutun, günlük hayatta şahit olduğumuz kapitalizm distopyasına dahi değiniyor. Yazarımız, bir grup militanın Amsterdam’a staja gitmelerini ve orada yaşadıklarını anlatırken her bir düşünceye farklı bir kapı aralıyor bana göre. Sosyalizm ve komünizm gibi siyasal öğretilere bakmak için farklı bir pencere de açıyor bize bu kitap. Asıl konu Amsterdam’da yaşanan bu devrimci hareketler ve yoldaşlar gibi görünse de, aslında kurgunun arkasında çok daha derin bir yere değiniyor Yiğit Bener. Erkek egemenliği, ataerkillik ve erkek iktidarı. Otuz yıl önceki Amsterdam’da da, günümüz Türkiyesi’nde de belki de değişmeyen sayılı şeylerden biri bu kavramlar. Kitabımız bize bu kavramların sadece belli bir kesime özel olmadığını, sosyalist/komünist etiketli devrimci sol örgütlerinde bile bunlarla hatta bu kavramların bir sonucu olan tecavüz ve taciz gibi olaylarla karşılaşabileceğimizi söylüyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri ise; bunları, ataerkiyi erkek gözüyle sorgulayarak anlatmaya çalışıyor. Karakterimizin içinde yaşadığı çatışmaları ve geriye dönük pişmanlıklarını çok rahat gözlemleyebiliyor ve farklı bir çerçeveden bakabiliyoruz. Sadece cinsiyetçiliğe değil dönemin homofobisine de değiniyor, Acı Portakal. Kitap; bu konular hakkında hem enternasyonal
Acı PortakalYiğit Bener · Can Yayınları · 2019157 okunma