Kur’an ona tabi olanların bu dünya hayatının insanın daha yüce bir mevcudiyete
erişmesi yolunda yalnızca bir aşama olduğunu ve nihai gayenin manevi bir nitelik taşıdığını unutmalarına asla izin vermiyordu. Maddi zenginliğin arzu edilebilir ve makbul olmakla birlikte kendi başına bir hedef olmadığı söyleniyordu.
Bu nedenle insanoğlunun iştihası her ne kadar meşruiyet dairesinde olsalar bile ahlak şuuru tarafından kısıtlanmalı ve denetlenmeliydi.
Bu şuur yalnızca insanın Allah’la olan ilişkisini değil onun diğer insanlarla olan ilişkilerini de ihata etmeliydi; nitekim amaç yalnızca bireyin manevi gelişimi değil cemiyetin tamamının manen ilerlemesine imkan sağlayacak koşulların temin edilmesiydi. Ta ki herkes bütünlük içinde yaşayabilsin…

“İnsanın hayatında öyle anlar vardır ki, bir adım atsa kurtulur, ama atamaz.”
“Beni hemen anlamayan sonradan hiç anlamaz.”
“Hayat, insanın cesaretine göre büyür veya küçülür.”
“İnsanı en çok yoran, kendi içindeki yükleridir.”
“Bütün tutunamayanlar gibi, ben de gülmeyi sevdim.”
“Bazı insanlar yaşamak için değil, beklemek için vardır.”
“İnsan bazen kendine yabancı olur.”
“Benim dünyamda acele yok; ama zaman da yok.”
“Bazen insan, yalnızca susarak var olur.”
“Hayat, onu yaşamaya cesareti olmayanlar için çok uzun bir yoldur.”
Sorarlarsa “Ne iş yaptın bu dünyada?” diye, rahatça verebilirim yanıtını:
‘Yalnız kaldım. Kalabildim. 6 milyar insanın arasında doğdum ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından.’