Bir Kadının Değil, Bir Sistemin İdamı
Puan vermedi·112 syf.·
2026 85. kitabı
Bu kitap bir hikâye değil. Bu, bir insanın sistematik şekilde parçalanışının kaydı. Sıfır Noktasındaki Kadın bana şunu net gösterdi: Bazı hayatlar “yaşanmış” bile denmeyecek kadar ağır. Çünkü yaşamak dediğin şey burada sadece nefes almak değil; sürekli aşağılanmak, sürekli itilmek, sürekli birilerinin elinde şekil almak. Ve en rahatsız edici kısmı şu: Kimse buna “anormal” demiyor. Kitapta Firdevs’in başına gelenler tek tek anlatılmıyor aslında; bir düzenin rutini gibi aktarılıyor. Ve bu rutin insanın sinirini bozan şey tam olarak bu. Çünkü şiddet bile sıradanlaştırılmış. Şu cümleyi okuyunca zaten her şey kopuyor: “Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi; ya adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak, bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi?” Bak burası önemli: Kitap sana “kötü insanlar” hikâyesi anlatmıyor. Direkt şunu soruyor: Siz neyi suç sayıyorsunuz? Ve cevap çok net: Güçlü olanın yaptığı şey suç değil. Firdevs’in hayatı boyunca yaşadığı şey tam olarak bu çarpıklık. Bir kadın düşün: Doğduğu andan itibaren kimse ona “sen varsın” demiyor. Hep “sen birisin ama birine göre” diye yaşatılıyor. Ve sonra o kadın büyüyor. Ve sistem diyor ki: “Sorun sende.” Yok böyle bir şey. En sinir bozucu kısım şu: “Özgüvenim sarsılmaya başlamıştı; zor günler yaşıyordum… Onun yanında ben, yerlerde sürünen milyonlarca böcekten biriydim.” Bu sadece Firdevs’i anlatmıyor. Bu, bir insanın nasıl sistematik şekilde küçültüldüğünün özeti. Ve en korkunç tarafı şu: Bunu yapan tek bir kişi değil, bir toplum. Sonra şunu okuyorsun: “Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.” Bu artık bireysel acı değil. Bu direkt görünmezlik. Yaşıyorsun ama yoksun. Nefes alıyorsun ama kimse seni insan saymıyor.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,3bin okunma
10/10
·512 syf.··
2026 40. kitabı
Hiç bitsin istemedim neden bitti ki sanki :( Öyle bir içine çekiyor ki bir bölüm daha diyerek elimden bırakamadım. Sanırım beni de büyüledi mdksj Ezra'nın büyükannesi (aynı zamanda şehirdeki herkes için hürmet gören bir kadın) zamanında yaşadığı kötü şeylerden sonra ettiği bir beddua yüzünden birçok şey oluyor. İki ailede verilen kayıplar gibi. Herkes bu lanete o kadar inanıyorlar ki Firuze ve Ezra'nın aşkına engel oluyorlar. Beddua'ya göre bir Koçak, Saruhan'a verilmeyecek. Son yıllar geçiyor bu sefer de bu çifti sırlar ve intikam ayırıyor. Firuze intikamını almış bir katil olarak her şeyin ortaya çıkmasına 1 ay kalmışken memlekete geri dönüyor. Şimdi Ezra aşkına sahip çıkabilecek kadar güçlüyken sırların aralarına girmesine izin verecek mi? Aslında bu sır meselesi yani kadının yaptıkları bir sorun değil hikaye için çünkü adam araştırıyor ve öğreniyor çoğu şeyi geri kalanı da kadının anlatması gerek. Sorun bunu nasıl atlatacak olmaları çünkü büyük bir güçle karşı karşıyalar. Ayrıca taşların mistik gücü de ön planda olan bir kitap. O konu da aşırı güzel işleniyor. Büyülü bir aşk ve büyülü bir hikaye. Ezra'nın ihaneti asla affetmeyeceğini bilen Firuze'nin hatalarıyla kabul eden Ezra'yı okuyoruz. Muazzam bir tutku ve aşk. Hiç bitmesin istedim umarım ikinci kitap için çok beklemeyiz çünkü aklımın bir köşesinde kira vermeden yaşayacak ve meraktan ölücem jdjdj Ezra'yı Siraç'tan bir tık daha çok seviyorum safımızı belli edelim. Firuze'nin de ikinci kitapta biraz daha Ezra için çabalamasını tercih ederim. Yaşadıklarını anlıyorum ama hadi kızım sıra sende...
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202649 okunma
Reklam
Belki de sana düşen, bulmak değil aramaktır.
9/10
·136 syf.··
2026 30. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 09:02
“Yaşarken kibrinden geçilmeyen insanoğlu, ölünce sinekleri toplamaktan başka bir işe yaramıyor.” Jorge Luis Borges Yanılıyorsun sevgili okur! İsmine bakıp yanılıyorsun! Resmine bakıp yanılıyorsun! Sapiens, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi gibi bir kitap değil gördüğün. İnsanın tarihinde fiziksel olarak geçirdiği evrelerden çok daha fazlası var. Bir “düşün tarihi” var, kendini aradığı, kim olduğunu, neden var olduğunu, hayattaki amacının ne olduğunu bulmaya çalıştığı, çoğu zaman başarısız olduğu bir tarih… “Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz.” Gözlerinizi kapayın ve bir düşünün… Bir sabah gözlerinizi açtığınızda kim olduğunuzu, nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz. Bir pansiyondasınız ve size kendinize dair bilgi verecek hiçbir şey, hiç kimse yok; ne bir insan ne bir kimlik! Öldünüz mü yoksa? Böyle mi olur ölünce? “Neredeyim ben, neresi burası?” Kim olduğunuza dair ilk tahmininiz ne olurdu? “Belki kiralık katil, belki hırsız, belki ajan, belki de muhasebeciyimdir.” Mesleğinizi bilmiyorsunuz mesela, ilk hangi işi yaptığınızı düşünürdünüz? İyi biri misiniz yoksa kötü mü? İyi nedir, kötü ne? Belki de hatırlamayı istemeyecek kadar kötü bir hayatınız olmuş ve Allah size bu lütfu bağışlamıştır değil mi, kim bilir? “Adam doğdu, yaşadı ve öldü.” Hep bir şeyleri unutmak istemiyor muyuz? Hayallerimizdeki gibi gitmediğinde hayat, hep bir sil baştan başlama isteği… Sahi, sıfırdan başlasak ne olurdu? Yine aynı hatalara düşer miydik? Bizi biz yapan hayatın yollarında yürüdüğümüz adımlar değil mi? Hayatımız üzerine böyle etraflıca düşünmek için belki de her şeyi unutmak gerekiyor bir gün. Bir Adem olduğumuzu, hayatın doğup, yaşayıp, ölüp gitmekten ibaret olduğunu ve her şeye gereğinden fazla anlam yüklediğimizi anlamak için şu içinde bulunduğumuz koşturmadan
İnsanın Acayip Kısa TarihiGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 20212,387 okunma
Emarelerimde Sakladım Kalbimi(Spoilersız)
10/10
·440 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 18:05
Pusula bitti ve ben gerçekten nasıl hissedeceğimi bilmiyorum.Pusulamı kaybettim.Beklediğim bir sondu.Ne kadar kaçmak istesem de bu mutlak sondan,kaçamadım.Bile bile ölüme yürüttü bu kitap beni. Prometheus'un kim olduğunu en baştan beri biliyordum.Kimseden duymadım bunu,spoiler falan da yemedim.Nasıl bu kadar emin olduğumu bilmiyorum.Bazı sayfalarda kendimden bile şüphe duydum çünkü bu kadar emin olmam anlamsızdı.Fakat bakın işte,beklediğim gibi oldu.Ve bu canımı çok yakıyor. Yine de Prometheus'a karşı en ufak bir kızgınlığım yok.Hâlâ ona hayranım.Prometheus Yunan Mitolojisinde ateşi çalan tanrının ismi esasen.Ve Prometheus ateşi çaldı,eminim bundan.Güneş onun ellerinde tekrar tekrar yandı.Tanrının Araf olduğunu kanıtladı.Sanırım en sevdiğim tanrı hep Prometheus olacak çünkü o ateşi çalarak tanrı oldu,o ateşle yeniden doğdu. Bu seriye başlamamak için çok uğraştım çünkü beni mahvedeceğini hissediyordum.Hissettiğim gibi de oldu.Belki çok yanlış bir zamanda başladım,belki de tam zamanında.Yine de paramparçayım,yine de çalınan o ateşte yandım.Bir kitaptan bu kadar etkilenme diyeceksiniz biliyorum.Ama ben kitaplar benim nefesim,kaçtığım bir dünya.Ben kitaplarda yaşıyorum.Hani bazı insanlar vardır ya sizin altını çizdiğiniz küçük bir paragrafta yaşarlar.İşte ben o insanlardanım.Ve şuan nefesim kesiliyor,bunu çok net söylüyorum.Söylediklerimi tekrar etmeyi pek sevmem ama paramparçayım. Hafızam şu sıralar hiç iyi değil,çoğu şeyi unutuyorum.Sanırım bunun b12 ile pek alakası yok.Ancak bu kitabın bana hissettirdiklerini asla unutmayacağıma dair söz veriyorum.Unutursam bu incelemeyi açıp okuyacağım çünkü tüm duygularım burada olacak. Minel,sen kendimi hatırlattın bana.Hissettiklerini hissettim.Sen korktuğunda ben de korktum.O kadar ama o kadar bendin ki.Küçük bir kız gördüm
Emare-PusulaAslı Arslan · İndigo Kitap · 20222,879 okunma
Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar
1/10
·368 syf.··
2026 10. kitabı
(Çok uzun oldu ama ayrıntılı olarak anlatmak zorundaydım üzgünüm) Kitapla ilgili güzel olan sadece iki şey var. Biri tasarımında AI kullanılmamış olması, diğeri de ismi. Ancak kitabın içeriğinin ismiyle pek bir alakası yok. Bence. Yani ismi okuduğunuzda karanlık, dram dolu bir kitap okuyacağınızı düşünüyorsunuz – en azından ben öyle düşünmüştüm – ancak kitap, erkek karakterle kadın karakterin atışmalarından ve mafyacılık oynamalarından ibaret. Üstelik aile içi şiddet, kadına şiddet, taciz, tecavüz gibi konulara dikkat çekebilecek bir kitap olacakken bu konuda epey eksik kalmış, hatta bana kalırsa tacizin altını epey boşaltmış. Bu kitap için en iyi şekilde olay örgüsünü takip ederek inceleme yazabilirim diye düşünüyorum, o yüzden öyle ilerleyeceğiz. Tabii bu da spoiler içereceği anlamına geliyor. Kitabı erkek karakter Arden Deniz ve kadın karakter Güneş Ay’ın bakış açısından okuyoruz. Çocukluk dönemlerinden birer bölüm okuyarak başlıyoruz. İkisinin ailesi de yoksul, babaları iğrenç insanlar ve eşlerine de çocuklarına da şiddet gösteriyorlar. Güneş’in annesi onu gayet seviyor ve önemsiyor ancak Arden annesi tarafından pek de önemsenmiyor. Mert isminde küçük bir kardeşi var, annesi asıl onu seviyor. Arden yine de annesini de küçük kardeşini de elinden geldiğince koruyor. Güneş’i de babası borçlarını ödeyemediği için mafya kaçırıyor. Bu mafyadaki adamlardan birinin adı da Mert, ne garip. Sonrasında günümüzden devam ediyoruz. Arden komiser olmuş, Güneş de yine yoksul biri ve barmen olarak çalışıyor. Bunların ikisinin de ortak bir amacı var. Bülent Ali Yaman’ı öldürmek çünkü bu adam Güneş’in sevgilisini, Arden’in de kardeşi Mert’i öldürmüş. Anlamışsınızdır muhtemelen ama söyleyeyim yine de, Güneş’in sevgilisi dediğimiz kişi de Mert. İlerideki bölümlerde öğreniyorduk
Geriye Sadece Karanlık KaldıSelin Solaris · Martı Yayınları · 2026228 okunma
Gaza suçlu mu,yoksa kurban mı?
10/10
·392 syf.·
2026 34. kitabı
Yeraltı edebiyatının klasikler arasına girmeye aday bir eser olduğunu kitabın sonunda bizzat söylüyor sevgili yazarımız Hakan Günday. Ama bana göre bu bir adaylıktan çok daha fazlası; Günday, yeraltı edebiyatının tartışmasız en güçlü kalemlerinden biri, hatta “kralı” olmayı hak ediyor. Kalemiyle ilk kez bu kitapta tanıştım ve büyük bir hayranlık duydum. Ne söylesem eksik kalır. Gelelim romanımıza… “Babam katil olmasaydı ben doğmazdım” diyen Gaza’nın hikâyesi bu. Ancak bu sadece bir karakterin hayatı değil; savaş, açlık ve yoksullukla mücadele etmekten yorulmuş insanların, ülkelerini terk etmek için girdikleri illegal yolların zorluğunu ve gördükleri zulmü de içinde barındırıyor. Fakat hikâye, o kaçak göçmenlerden birine değil; onları kaçıranlardan biri olan Gaza’ya odaklanıyor. Gaza, daha dokuz yaşındayken babası tarafından karanlık bir kaderin içine sürükleniyor. Hayata, insana ve dünyaya dair öğrenmesi gereken ne varsa, insan kaçakçılığı yaparak öğreniyor. Karanlık bir yaşamın içine doğan Gaza’nın geleceği de bu karanlıktan nasibini alıyor. Hayatı boyunca açılan her kapı bir şekilde yüzüne kapanıyor; mutluluğa bir türlü ulaşamıyor ve insanlara karşı kendi içinde duvarlar örüyor. Sayfaları çevirdikçe sürekli “Artık sıra sende Gaza, bu sefer mutlu olacaksın” diye düşündüm. Ama her seferinde geçmişin karanlık yüzüyle yüzleşmek zorunda kaldı. Bazen gözlerimi kapatıp ona sarıldığımı hayal ettim. Onun isyanını, öfkesini, kullandığı sert dili ben de içimde hissederek paylaştım. Ve kitap bana şunu tekrar tekrar düşündürdü: Çocuklar… Onlar bu kadar kıymetliyken, nasıl olur da böyle bir karanlığın içine itilirler? Hayalleri neden ellerinden alınır? Bu, bencillik değil de nedir? Saçlarımı yola yola, sarsıla sarsıla, derin nefesler alarak okuduğum bir kitaptı. Etkisi uzun süre
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
Reklam
Reklam