Soluk kağıt yığınları okundukça ağır ağır aralanmaya başlarlar. Uzun bir gemi yolculuğundan sonra, yol boyunca sizi bunaltan sis açılır da, bir kara parçası her ağacı, taşı ve kuşkuyla birdenbire sizi kendisine hayran bırakarak nasıl belirirse, okudukça aralanan kağıtlar arasında iç içe geçmiş milyonlarca hayat ve hikaye birden aklımda beliriverir.
Günlerin ve mevsimlerin, hatta duyguların bir ışığı, bir rengi vardır, denizinki gibi. Hiçbir an aynı değildir deniz, en ufak bir ışık parçasını bile emer, kimi zaman kurşini bir parlaklıkla ılık ılık, üzerine yıldızlı bir tül serilmişçesine uysaldır, kimi an bir limon diliminin kımıltı yüzeyi gibi mayhoş ve pürüzleri ardı ardına çoğalan, her birinin içi patlamaya hazır su kabarcıklarıyla dolgundur. Bazı anlar gerçek olmayacak kadar hissiz, bir dokunuşla yok olacak, göğe karışacak silinecektir.
“Uçmaya hazırdır kanatlarım
dönmek isterdim elbet geriye
çünkü o zaman canlı olarak bile kalsaydım azalırdı şansım yine de.”
Gerhard Scholem, Angelus’ta Selam
NEDEN SONRA
Neden sonra farkına varıyorsun
Etrafındaki korkunç ıssızlığın.
Yâr olsun, dost olsun, ne arıyorsun,
Adresi belli mi vefasızlığın?
Aşk, dostluk! Hepsi dökülür yapraklar!
Çıplak bir ağaç durgun suda aksin.
Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.
(Varlık, 1 Ocak 1942)
Cahit Sıtkı Tarancı