Dini kullanmak böyle bir şey işte!
9/10
·72 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 18:24
Bende biraz karmaşık duygular bırakan bir kitaptı. İlk bakışta iyilik, merhamet ve fedakârlık üzerine gibi görünse de ilerledikçe insanların bazen kendi isteklerini "doğru olanı yapıyorum" düşüncesinin arkasına saklayabildiğini gösteriyor. Bu yönüyle oldukça düşündürücüydü. Bazı noktalarda da karakterlere tam anlamıyla bağlanamadım. Özellikle ana karakterin kendini sorgulama biçimi bana zaman zaman yetersiz geldi. Yazarın vermek istediği mesaj güçlü olsa da bazı olayların daha derin işlenmesini isterdim. Buna rağmen insanın kendine karşı ne kadar dürüst olabildiği sorusunu aklıma takan, kısa ama etkili bir okuma oldu. Benim için kusursuz bir kitap değildi ama insan psikolojisine ve vicdan meselesine farklı bir açıdan bakmak isteyenlerin ilgisini çekebilecek bir eserdi. Okunmaya değer.
Pastoral SenfoniAndré Gide · Doğan Kitap · 20266,7bin okunma
9/10
·128 syf.·
2026 32. kitabı
Mahler, çok başarılı ve dünyaca ünlü bir müzisyendir. Avrupa’ya dönüş yaptığı son gemi yolculuğunda ise oldukça hastadır. Gemi güvertesine oturur ve kendisiyle, geçmişiyle yüzleşir. Hayatı boyunca ulaştığı zirvelerini sevdiklerini ve kaybettiklerini hatırlar. Onu hayatta en mutlu eden, en çok yaralayan ve hayatını alt üst eden olayları ve nihayetinde yalnızlığını derinden hisseder. İnsanın kendisiyle yolculuğunu anlatan bu kitabı çok beğendim. Karakterler ön planda değil sadece bir yaşam yolculuğu gayet başarılı bir biçimde anlatılmış . Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021433 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·520 syf.··
2026 106. kitabı
Japon edebiyatini çok severim ve içindeki her detaya dair estetik çok hoşuma gider. Kitap milyonlarca okura ulaşıp Japonya’da haftalarca bir numarada kaldığı için çok ilgimi çekti ve hemen okumaya başladım. Tokyo yakınlarındaki küçük bir sahil kasabasında düzenlenen piyano yarışmasına uzanırken, jüri üyeleri, yarışmacılar ve iç seslerine olan tanıklık etmek çok keyifliydi. Belki de en çok müziğe yapılan yolculuk güzeldi. Üç yarışmacının birbirlerinin hayatını ne denli etkilediğini okurken yaşamla ilgili aklınızdan çok şey geçecek eminim. Yarışmaların hedefi birincilik gibi görünse de aslında kendi iç dünyalarıyla da yüzleşecekleri bir zemine dönüşüyor. Anılar, doğa, tutkular, geçmiş ve insanın içinde kırılgan olan ne varsa çok rahat görünüyor kitap boyunca. Belki birincilik ya da daha çok tanınmak için yapılan bir eylemden çok, insanın iç dünyasını ifade etme biçimi daha ön plana çıkıyor. İnsanın kendisini yeniden keşfetmesi için bir piyano yeterli. Dolayısıyla kitap boyunca okuyucu olarak siz de kazanma odaklı değil, insanın kendi sesini bulabilmesini umuyorsunuz. Çünkü yarışmacıları tanıdıkça onların yaşamlarına dair daha detaylı bilgi edindikçe yer yer bir hüzün kaplıyor içinizi. Kendileriyle göz teması kurduğu her an çok hoşuma gitti. Yazar öyle bir atmosfer sunmuş ki okuyucu olarak sizde konser salonunda koltuklarınıza yerleşiyorsunuz. Öyle bir heyecan… Yarışmaya gelen herkes kusursuz notalar çalabiliyordu belki, parmaklar hızlı, teknikler etkileyici de olsa, belki orada asıl önemli olan, bir yarışmacının yanlışsız çalması değil, kendi içindeki kırık sesi bulup onu müziğe dönüştürebilmesiydi. Okurken hep bu cümle geçti içimden. Ünlü bir besteyi doğru şekilde yorumlamak elbetteki önemli ama insanın kendi yalnızlığını, çocukluğunu, korkularını ve umutlarını
Balarıları ve Uzaktaki Gök GürültüsüRiku Onda · Beyaz Baykuş Yayınları · 202440 okunma
Küllerinden Doğan Bir Başkaldırı
Puan vermedi·276 syf.·
2026 42. kitabı
Karşımızda adeta "Düzyazının Dante’si" duruyor. İtalya’nın bu hırçın ve aykırı kalemi Giovanni Papini’nin eseri, benim gözümde kurgusal bir roman olmaktan çok öte bir yerde. Bu kitap; yazarın kendi zihninin derinliklerine, devasa egosuna ve derin hayal kırıklıklarına yaptığı amansız, çıplak bir otobiyografik ve felsefi yolculuk… Eserin kurgusundaki en çok etkilendiğim unsurlardan biri, bölümlerin adeta bir senfoni gibi müzikal tempolara (Andante, Allegro vb.) göre ayrılmış olmasıydı..Bu yapı, metni sadece okunacak bir kitap olmaktan çıkarıp edebi bir başkaldırının ve entelektüel bir çöküşün manifestosu haline getiriyor… Kitap, ironik adının aksine benim için asla teslim olmuş bir adamın hikayesi değil... Aksine, İtalya'da kendisi için "tükendi, bitti" diyen tüm o çevrelere karşı muazzam bir meydan okuma… Papini adeta, "Ben daha bugün doğuyorum, en iyisi şimdi başlıyor!" diyerek küllerinden yeniden doğmayı seçiyor… Okurken nevrotik, deli-dahi ve son derece kibirli bir zihinle karşı karşıya kalıyorsunuz… Ancak bu kibrin yanında, yazarın kendi çelişkileri karşısında gösterdiği o acımasız dürüstlük beni en çok sarsan şey oldu… Bu eser okuyucu olarak beni net bir sevgi ya da nefret duygusunda bırakmadı; zaten kitabın başarısı da tam olarak burada yatıyor…Papini, insan ruhunun en karanlık kibir odağı ile en nahif kırılganlık noktası arasında mekik dokurken, bizleri de o girdabın içinde adeta un ufak ediyor…Kesinlikle kolay unutulmayacak, zihni hırpalayan bir edebi deneyim…Okuyun derim…
Bitik AdamGiovanni Papini · Monokl Yayınları · 20201,397 okunma
Akıl ile Merakın Kesiştiği Yerde: Felsefeye Giriş
10/10
·423 syf.··
2009 4. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2009 00:00
Felsefe, çoğu zaman soğuk ve gri bir koridor gibi algılanır. Oysa Ahmet Arslan’ın bu dingin ama sarsıcı rehberliğinde yürürken fark ediyorsunuz ki, felsefe aslında zihnin en canlı, en renkli ve en ritmik eylemidir. Bu kitap, hazır cevaplar sunan bir reçete değil; insanı kendi gölgesiyle, evrenin sessizliğiyle ve soruların o derin, asil noir atmosferiyle baş başa bırakan bir davettir. ​Arslan, felsefenin ne olduğunu anlatmaya çalışırken aslında onun bitmek bilmeyen bir yolda olma hali olduğunu şu sözlerle fısıldar bize: ​"Felsefe, bilgelik arayışıdır; ama bu arayış hiçbir zaman nihai bir sonuca ulaşmaz. Çünkü felsefede sorular, yanıtlardan daha önemlidir ve her yanıt yeni bir soruya gebedir." ​Kitap boyunca Platon'dan Kant'a, varlık sancısından ahlakın kökenlerine doğru uzanan bu entelektüel yolculuk, zihnimizde adeta bir senfoni gibi yankılanır. Yazar, felsefenin insanı özgürleştiren o sarsıcı yanını şu muazzam tespitle ortaya koyar: ​"Felsefe insanı dogma ve ön yargıların esaretinden kurtarır; ona kendi aklını kullanma cesaretini ve sorumluluğunu yükler." ​Bu eseri okumak, sadece felsefe tarihine bir göz atmak değil; hayatı, sanatı, insanı ve o büyük "anlam" arayışını yeniden, kendi kelimelerimizle temellendirmektir. Düşünmenin kokusunu, soruların rengini hissetmek isteyen her özgür ruhun kitaplığında, en başta durması gereken bir başyapıt.
Felsefeye GirişAhmet Arslan · Adres Yayınları · 20131,475 okunma
''Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma"
10/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
76 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 23:26
Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma: Estetiğin Huzursuzluğu Üzerine Radikal Bir Yapısöküm ve Epistemik Soruşturma Birinci Bölüm: Giriş, Konfor Alanının Tasfiyesi ve Tekinsizliğin Epistemolojik Kökenleri Sanat felsefesi, çağdaş estetik teorileri, ontoloji ve Batı düşünce tarihinin o labirentimsi koridorları içinde, okurunu tanıdık olanın güvenli limanlarından koparıp, varoluşsal bir tekinsizliğin tam ortasına fırlatan metinlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Estetiğin Huzursuzluğu, işte bu tavizsiz, uzlaşmasız ve radikal kopuşun, insan zihnini en ücra kılcal damarlarına kadar hırpalayan ve yerleşik algı kalıplarını un ufak eden o muazzam entelektüel dehasının en somut, en cüretkar felsefi vesikasıdır. Bu eseri okuma deneyimi, düz çizgisel bir metni konforlu bir rasyonalizmin rehberliğinde arkaya yaslanarak takip etmekten bütünüyle uzaktır; aksine kavramların, estetik paradigmaların, dilsel bariyerlerin ve felsefi kırılmaların geometrik olarak sürekli genişleyen, genişledikçe de okuru içine çeken o girdapsı sarmalında bir zihinsel irade savaşı vermektir. Kitabın okur üzerinde kurduğu o aşılması güç direnç, insanı kelime kıtlığıyla ve zihinsel bir felç haliyle baş başa bırakan o zorlayıcı entelektüel yapı, yazarın üslubundaki bir sakatlıktan ya da dilsel bir kurgu beceriksizliğinden kaynaklanmaz. Tam aksine bu muazzam zorluk, sanatın ve estetiğin kendi ontolojik doğasında barındırdığı o köksüz, tekinsiz, tekinsiz olduğu kadar da ele geçirilemez, formüle edilemez olan o ezeli "huzursuzluğu" metnin doğrudan gramerine, söz dizimine ve kavramsal omurgasına bir zehir gibi enjekte etmesinden ileri gelir. Metnin derinliklerine doğru sızmaya başladığımızda, karşımıza çıkan ilk büyük felsefi barikat, güzelin, estetik nesnenin ve sanatsal yaratımın salt
Felsefe
Estetiğin HuzursuzluğuJacques Ranciere · İletişim Yayınları · 201420 okunma