Savaşın ortasında, isimsiz bir kadın ile ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgide yatan felçli kocasının hikâyesini anlatır. Erkek, savaşta aldığı kurşun yarasıyla konuşamaz, hareket edemez. Kadın ise başta onun iyileşmesi için dua ederken, zamanla bu sessizliğin içinde kendi bastırılmış duygularını, acılarını, öfkelerini dile getirmeye başlar.
Bu noktada koca, sembolik olarak bir “sabır taşı”na dönüşür — kadının içine attığı her şeyi döktüğü, sırlarını, kırgınlıklarını, utançlarını ve hatta isyanını anlattığı sessiz bir dinleyici.