Kafası sorularla dolu bu Yunan kardeş, hayatını bu soruların cevabını aramaya adadı. Gezip gördüğü yerleri, tanık olduğu şeyleri içeren uzun bir eser yazıp adını İstorie koydu; bu, kendi dilinde "soruşturmalar" veya "araştırmalar" anlamına geliyordu. Kitabına ve yaptığı çalışmaya verdiği bu ismi hâlâ olduğu gibi, değiştirmeden kullanıyoruz: Historia (Tarih). Bu eserle birlikte yeni bir disiplin ve belki de dünyaya bakmanın yeni bir yolu doğdu. Tarih'in yazarı sonsuz bir meraka sahip, maceracı, ilginç şeylerin peşine düşen, göçmen ruhlu birisi ve büyük çaplı düşünen ilk yazarlardan biri olduğu için küreselleşmenin öncüsü olduğunu söylemek geçiyor içimden. Elbette Herodot'tan bahsediyorum.
Yunanların büyük çoğunluğunun kendi köylerinin sınırlarının dışına çıkmadığı bir tarihte Herodot yorulmaz bir gezgindi. Ticaret gemilerine tayfa oldu, ağır ağır yolculuk eden kervanlara katıldı, birçok insanla tanışıp konuştu, Pers İmparatorluğu'ndaki çok sayıda kenti ziyaret etti. Dolayısıyla savaştan söz ederken bölgeyle ilgili engin bilgisine ve sahip olduğu geniş vizyona dayanarak konuşuyordu. Düşmanı barış zamanında, günlük hayatında tanıyarak diğer tüm yazarlardan farklı ve daha doğru bir bakış açısı sundu. Jacques LacarriĞre'in sözleriyle Herodot, Yunan vatandaşlarına barbarlıkla uygarlık arasındaki çizginin hiçbir zaman farklı ülkeler arasındaki bir coğrafi sınır olmayıp her halkın, hatta her bireyin içindeki ahlaki bir sınır olduğunu öğreterek onların önyargılarını yıkmaya çalışıyordu. Herodot'un bu eseri yazmasının üzerinden bu kadar asır geçişmişken ilk tarih kitabının fazlasıyla çağdaş bir biçimde başlaması ilginçtir.