Şenül Korkusuz

Şenül Korkusuz

, bir kitap okudu
7/10
·264 syf.··
2024 8. kitabı
Murathan Mungan
7.3/10 · 1.528 okunma
Reklam
AKSAYAN DEVRİM
Puan vermedi·456 syf.··
2024 7. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2024 21:06
Seyatte olduğum için çok az bir kısım kalmasına rağmen kitabı bitirip sevgli @ipekdadakcı’nın #dünyakladikleriokumakulübü’nün kitaba dair toplantısına dahil olamadım ama kitap beni çok yordu. Açlık, sefalet, burjuvalara acımasızca yapılan kıyım ezilenin gücü eline geçirince uyguladığı zulum ve en fenası "CEHALET" tahammül sınırlarımı zorladı gerçekten. Üç beş ezberledikleri kuralla el yordamı bir devrim gerçekleştirdiklerini düşünerek, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları prototip bir köy idealinin, sükut u hayale dönüşmesinin hazin hikayesi. Burada aydınların bu ideali genele anlatamamasının çok büyük etken olduğunu düşünüyorum. Kurtuluş savaşının akabinde aynı yoksulluk ve cehaletle Mustafa Kemal ve arkadaşları "DEVRİM" kavramını tam anlamıyla karşıyan topyekün bir dönüşümü gerçekleştirebilmişler. Evet eksikler, hatalar olmuş ama sonuç 100 yıl direnmeye gayret eden bir demokrasi. Oysa büyük umutlarla filizlenen Rus devrimi bilhassa Stalin sonrası tam bir facia olmuş. Bulgokov'u okurken bu faciayı derinden hissetmiştim. Platonov'un kitabında ise gerçekleştirilemeyen bir devrimin yolunu kaybetmiş bir avuç çapulcunun kakafonisi okudum. Bence onlar bir yıldız gibi parlayan Lenin'in ışığında gözleri kör olmuş birer zavallıydı. Çevengur zamanın devletin resmî gazetesi Pravda’da karşı devrimci olarak ilan ediliyor yazarın tüm kitapları gibi. Kitap,1928 yılında tamamlanmış.Karşı devrimci olduğu iddia edilmiş.Sebep olarak devrimi yanlış resmetmesi gösterilmiş.Bunun üzerine Platonov Stalin ve Gorki’ye mektuplar yazmış.Gorki’ye gönderdiği mektupta romanın bütünüyle karşı devrimci olarak anlaşıldığını, oysa kendisinin amacının komünist toplumun başlangıcının dürüst bir resmini çizme girişimi olduğunu belirtmiş.Gorki beğeniyor beğenmesine ve cevap olarak şöyle diyor:”Tüm
Edebiyat
ÇevengurAndrey Platonov · İthaki Yayınları · 2022197 okunma
MELALİ ANLAYAN BİR YAZAR
Puan vermedi·176 syf.··
2024 6. kitabı
Polot Özlüoğlu’nun son kitabı “Sahi Benim Adım Neydi” kitabını okuduktan sonra aklıma Mehmet Rauf’un Eylül romanındaki şu muhteşem cümleler geldi: “Evet her şey çürüyor, her şey... İnsanlar çürümeyecekler mi? Eylülde, sanki bahara hasret çeken hazin bir tazelik, sanki üzerine çöken kışın, kendini mahvetmek isteyen sonbahara rağmen devam etmek, yine bahar olmak mücadelesi vardır; fakat bunun muhtaç olduğu şeylerden mahrumdur ve kendisinde de dayanmak takati kalmamıştır, tabiat bunu anlamış gibi acı bir düşünceyle üstüne çöken ıssızlığın, matemin altında ezilerek durur. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar dayanabilirse dayansın kışın galip geleceği, artık her şeyin, her ümidin bittiğini buna tahammül etmek gerektiğini anlamaktan doğan bir takatsizlikle ağlar... Ne renk ne de güzel koku... İşte yapraklar ölüyor... Rüzgar insafsız, yağmur inatçı; her şey çürüyor, oh! Her şey çürüyor!” “Sahi Benim Adım Neydi” baharı özlerken sonbaharda ağır ağır acıdan çürüyen ve yaklaşan zemheri kışın vehmiyle kıvranan ruhların hikayelerinden oluşuyor. Her bir acı hikayeyi okurken derinden bir “âh” nidası yüreğinize hançer gibi saplanıyor ve hançer yarasının sızı bir süre sizinle seyrülsefer ediyor, bu sızıyla hayata bakarken her türden insana, doğaya derin bir merhamet ve şefkat hissediyorsunuz. Bu sızı size “var olma “savaşının ve “yok olma” yenilgisinin mengenesinde sıkışmış ruhların hazin öykülerini hissettiriyor. Polat Özlüoğlu edebiyatımızın usta şairlerine onların muazzam dizeleri ile saygılı ve içten bir selam gönderir. Ben de Polat Özlüoğlu’na çok sevdiğim Ahmet Haşim’in dizeleriyle sevgiyle selam göndermek istiyorum. Ahmet Haşim, çok sevdiğim “O Belde” şiirinde; “Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.” der. Melâl; hüzün, keder, yorgunluk demektir. Arapça malal “keder”
Edebiyat
Sahi Adım NeydiPolat Özlüoğlu · İthaki Yayınları · 2023111 okunma
ÇAĞDAŞ SEVGİNİN ANOTOMİSİ
Puan vermedi·347 syf.··
2024 5. kitabı
Nihayet Lawrence Durrell'in İskenderiye Dörtlüsü'nü bitirdim, ne yalan söyleyeyim ben de bittim. İlk kitap Justine şiir gibiydi beni kendine hızla aldı, ikinci kitap Balthazar’da ise roman akmak bilmedi çünkü ikinci kitap şiirin uzayan kısmı gibiydi. Birinci kitapta İskenderiye’nin arzu yüklü, gizemli dünyasında akan nehir ikinci kitapta sakin bir adada durgun bir heyecansız bir göle döndü. Ancak üçüncü ve dördüncü kitap, tüm bildiklerimizi unutturdu; ilk iki kitapta okuduklarımızı anlamsız kılarak azgın, coşkun bir okyanusta boğulma tehlikesi yaşayan sonra karaya vurunca neye uğradığını şaşıran denizciler misali biz okucuları şaşkına çevirdi. İlk iki kitapta okuduğumuz her olay ve karakterin üçüncü ve dördüncü kitapta bambaşka yüzleriyle tanıştık. Aynı olayı yaşayan karakterlerin olayları kendi zaviyelerinden yorumlanması ile farklı bakış açıları tıpkı bir Pandora’nın kutusu gibi açılarak tek tek önümüze serildi. Bence İskenderiye şehri bu romanlar içinde ana karakterdir çünkü romanın her bir karakterinin ruhuna, davranışlarına sinsi bir duman gibi zerk olarak onların yaşamlarına yön ve şekil veren bir büyü misali kendini gizem perdesinin arkasından varlığını hep hissettirir Farklı dinlerden, farklı inanışlardan, farklı milletlerden her bir kahraman böyle büyülü bir atmosferde soluk almasalardı, böyle hareket ederler miydi? Hiç sanmıyorum. İskenderiye; tutku, arzu, heyecan, ihanet, sadakat, aşk, özlem gibi pek çok duygunun birbiriyle harmanladığı “Girift ilişkilerin şehri.” Hâl böyle olunca kişiler cinsiyetlerinden, toplumsal kimliklerinden, akrabalık ilişkilerden azâde aşk denizine gark olup, kendi benliklerinden sıyrıp karşı cinsin vya hemcinsinin efsununa kapılıp bir üstbenlik oluşturuyorlar. Tıpkı Sezen Aksu’nun şarkısında söylediği gibi:”Aşk için ölmeli; aşk, o
Edebiyat
CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 202217 okunma