Üstelik ya desteklenip yüreklendiriliyor ya da azar işitiyorduk; herkes azimle ve dirayetle birbirinden daha iyi yapmaya çabalıyordu. Bugün artık böyle bir şey yok. Belirlenmiş kesin hiçbir görev yok. Vaktimizi dilediğimiz gibi kullanıyoruz. Neyi nasıl yapacağımız konusunda inisiyatif hiçbir zaman bizde olmadığı, zaten bize zayıf yönlerimize uygun hiçbir yöntem de gösterilmediği için, önce yüzme öğretilip ardından eli kolu kayışla bağlı, çırılçıplak denize atılmış insanlar gibiyiz. Söylemeye gerek yok, boğuluyoruz. Ne çalışmayı ne istemeyi biliyoruz; dahası, irademizin eğitimini kendi başımıza yapmak için gerekli araçlar üzerine nasıl bilgi edineceğimizi de bilmiyoruz. Bu konuda hiçbir pratik kitap yok. Bu yüzden kadere boyun eğiyor, pes edeceğimizi düşünmemeye çalışıyoruz. Bu çok acı verici. Sonra gelsin kafeler, birahaneler ve nispeten neşeli arkadaşlar. Zaman bir şekilde geçiyor...