Serdar Çörekçioğlu

10/10
·192 syf.·
Beğendi
·
626 günde okudu
·
2024 1. kitabı
Mecit Ömür Öztürk
9/10 · 297 okunma
Reklam
Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplandı. O gün içın en önemli ihtiyaç, savaşacak asker ihtiyacıydı. Yirmi seneden beri aralıksız savaşan millet, bitkin düşmüştü, yeni bir savaşa karşı isteksizdi. Çağrılara duyarsız kalıyordu. Onu yeniden ayağa kaldıracak, atağa geçirecek bi "şok" lazımdı. Bu “şok” da Yunan ordusundan geldi: Meclis'in açıldığı günlerde İzmirden hareketlenerek Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyona kadar Batı Anadolu'nun büyük bir bölümünü işgal etti.  Bu durum Ankara heyetinin işini kolaylaştırdı. Toplumda Yunan işgalinin yayılmasına karşı müthiş bir tepki doğdu. Ankara heyeti de bu tepkiyi propaganda malzemesi olarak kullandı.  Birinci Mecliste milletvekili, Milli Eğitim Bakanı ve Sağlık Bakanı olarak görev yapmış olan Dr. Rıza Nur o günleri şöyle anlatıyor:  “..elimizdeki düstur şudur: Padişah-Halife, Hükümet İstanbul'da düşmanlar elinde esirdir...  Biz (padişahın) vekilleriyiz. Onları, dini, milleti, devleti kurtaracağız. Ey millet! Yunan gibi asırlardan beri kölemiz olan bir millete nasıl boyun eğeceksin? Bu millet buna dayanamaz. Gayrete geliniz. Din gayreti lazımdır! Çünkü bütün millet âdeta istisnasız, padişaha muti (itaatkâr), dine merbut (bağlı), “padişah, din' diyor, başka bir şey bilmiyor. Harpten de yorulmuş, bitmiş, parasız, sefalette, bu haldeki bir milleti kolay kolay yeni bir harbe hazırlamak mümkün değil. Bunun için Rumlar ile izzeti nefsini gıcıklıyorduk. “Bakkal Yorgi başınıza vali, mutasarrıf, Taşçı Vasıl jandarma zabiti (subayı) olacak nasıl dayanacaksınız?' diyoruz.  Hakikaten Türk buna tahammül edemiyor. Anadolu'dan bu esnadaki seyahatlerimde bizzat böyle propaganda yaparken bu sözlerin her şeyden müessir (etkili) olduğunu görüyorum. Aynı zamanda dini de ele alıyorduk. “Kur'an'i apteshane kâğıdı yapacaklar... Size şapka
Sayfa 48 - Panama Yayıncılık
Tarih
"Sanat", Hayat içindir...
Bütün beşeri çabaların nihâi gâyesi, Hayat'tır; kudretli, yüce, neşe verici ve coşku kaynağı. Bütün beşeri sanatlar, mutlaka bu nihâi gâye'ye hizmet etmek, tâbi olmak zorundadır ve her şeyin değeri, hayat bahşedici niteliğine oranla belirlenmelidir. En yüksek, en hâs sanat, bizde ölü hâlde bulunan hayat gücünü uyandırabilmeli, hayatın zorluklarıyla yüzleşip o zorlukların üstesinden gelebilecek gücü ve iradeyi verebilmeli, kazandırabilmelidir bize. 
Sayfa 161 - Külliyat Yayınları
İslam
Örtü'nün kökeni...
Avrupa'da, Türk kadınlarının Türklerin hayatında erkeklere göre daha aşağı bir rol oynadığı inancı hâlâ yaygındır. Avrupalılar, bizim geleneklerimizin pek çoğunu, özellikle de örtünmenin psikolojisini yanlış anlamışlardır. Örtü'nün kökeni, erkeklerin kıskançlıkları değil, aksine, kadının kutsal olduğu inancıdır; hem de öylesine kutsal bir varlık olmasıdır ki, yabancı birinin bakışının onun üzerine yogunlaşmamasını sağlamak esastır. “Mahrem” kelimesinin Arapçadaki anlamı, hiçbir yabancının giremeyeceği “kutsal yer”dir.  Örtü uygulamasının daha başka nedenleri de var. Bunlar nitelik bakımından biyolojik nedenlerdir. O yüzden onları burada tartışmam pek mümkün değil. Burada sadece bu kurumun icat edilmesinin gerisinde neyin yattığına dikkat çekebilirim. Kadın, hayatta çok belirgin bir şekilde yaratıcı bir unsurdur ve tabiattaki bütün yaratıcı güçler, gizli (ve gizemli)dir. 
Sayfa 84 - Külliyat Yayınları
İslam
"Mevlânâ" denmez mi ? başlıklı yazımdan,
"Mevlâ, aynı zamanda; dost, malik, sahip, yardımcı, koruyucu gibi benzeri birçok anlama gelmektedir. Cenab-ı Hakk’a nispetle ayrı, insana nispet edildiğinde ayrı anlamlara gelir. Kullanıldığı yere göre farklı anlamlar alabilir. Kuran-ı Kerimde; Rabb, sahip, hami (koruyucu), yardımcı, dost, yâr, lûtuf ve ihsanda bulunan, iyilik yapan anlamlarında Yüce Allah’a (cc) Mevlâ denilmiştir." bu linkten yazının tamamını okuyabilirsiniz ... ifadergi.blogspot.com/2022/07/mevlana...
Mevlana
Reklam