Enver, Talat, Cemal. İttihatçılar denince akla gelen üç isim. Müfredat öğretisinde de müfredat haricindeki öğretilerde de üzerine tam olarak durulmayan, hem islamcılar hem de sekülerler tarafından cami avlusuna bırakılmış gayrı meşru bir çocuk muamelesi gören, menfi veya müspet yönlerinin hala tam olarak ortaya konulmadığı o ekip, "Serdengeçtiler"…
Tam da İsmail Küçükkılınç'ın "Jön Türklük ve Kemalizm Kıskacında İttihadçılık" adlı kitabına başladığım günlerde söz konusu kitabın çıktığını görmemle hızlı bir makas değişimi yaparak bu kitabı okumaya başladım. İttihatçılık büyük bir koalisyon; içerisinde İslamcı, Türkçü, Batıcı birçok farklı görüşü barındıran, hedefi Abdülhamid devrinde (onlar istibdat devri diyorlar) Kanuni Esasi'yi yeniden ilan ettirerek meşruti monarşiye geçişi sağlamaya çalışan, ülkenin bu şekilde daha iyi yönetileceğini ve halkın refaha kavuşacağını düşünen bir cemiyet.
Öncelikle şunu ifade edelim ki ilk dönemlerinde İstanbul tarafından "İttihat ve Terakki Cemiyet-i Fesadiyesi" olarak görülen cemiyet yasal olmayan bir örgüt olduğu için bir arşivi bulunmuyor. Bu sebeple bu döneme dair yazılan yazılar birincil kaynaklara değil daha çok hatıralara ve gazete tefrikalarına dayanıyor. Yazar kitapta zikrettiği Ahmed Rıza, Dr. Nazım, Dr. Bahaeddin Şakir, Talat, Enver, Cemal, Mustafa Kemal ve Ömer Naci'nin hayatlarını ikinci meşrutiyetin başlangıcına kadar inceleyip aktardığını, kitabı yazarken isim seçiminde yalnızca "Kurucu Baba" rolünü ön plana çıkarmayıp 1908'den sonraki süreçteki rollerini de dikkate aldığını ifade ediyor.
İttihatçılık Nedir?
“İttihatçılık bir ruhtur. Öyle bir ruh ki zulme karşı mukavemettir” diyor Erol Sadi Bey. “Bu sebepten dolayı ittihatçılar ölür ama ittihatçılık ölmez” diye de ekliyor Mustafa Çalık Bey. Güncel bir soru soralım