Son Şerefe
"Şahsen ben bir vejetaryenim," diye belirtir Bir-İçim-Su. "Aslında hayvanlar zerre kadar umrumda değil." Sadistçe sırıtır. "Ama bitkilerden nefret ediyorum..."
Sayfa 523·Kitabı okudu
Süfyan; kendine mütevazı, güçlü, dahi, ün ve şahsi şerefe önem vermeyen vezir ve cesur itikatlı metin cevval, mütevazi komutan bulur ve emri altına alır. Onların dahiyane icraatlerini kendi şahsına dayandırır. Harika bir iktidarı var olduğunun imajını yaratır
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Abbas... Ne cahil adamsın
"Adamlarına geri çekilmelerini söyle," diye emretti Altair. Bedenini hafifçe döndürüp kalabalıkların toplanmakta olduğu avluya işaret etti. "Başarmanız imkânsız." "Ben kalemi koruyacağım, Altaïr," dedi Abbas, "hem de son adamıma kadar. Sen olsan aynı şeyi yapmaz mıydın?" "Ben tarikatı korurdum, Abbas," dedi Altaïr öfkeyle. "Sen böyle yapmak yerine temsil ettiğimiz her şeyi hiçe saydın. Kinin, hakikati kabullenmemekteki boş inadın uğruna karıma ve oğluma kıydın." "Babamı mı kastediyorsun? Onun hakkında söylediğin yalanları mı?" "Burada olmamızın sebebi o değil mi zaten? Yıllardır süren, hepimizi zehirleyen nefretinin kaynağı o değil mi?" Abbas titriyordu. Tırabzanı kavrayan parmaklarının eklem yerleri bembeyaz görünüyordu. "Benim babam tarikatı terk etti," dedi. "O asla kendini öldürmüş olamaz." "O kendini öldürdü, Abbas. O kendini cüppenin içinde sakladığın hançerle öldürdü. O kendini senin asla tahmin edemeyeceğin kadar şerefe sahip olduğu için öldürdü; kendisine acınmasını istemediği için öldürdü. Oysa sana herkes acıyarak bakacak. Kalenin zindanlarında çürüyeceksin!"
Sayfa 445 - Epsilon·Kitabı okudu
Alıntı
İnsan, güzelliğe, asâlete, zenginliğe, şerefe, hatta bilgi ve hünere de mâlik olsa, mânâ ile dirilmedikçe bir heykelden ibârettir. 
Alıntı
Ölüm peşimizi kollarken biz olduğumuz yerde dikilip ölenlerin yasını mı tutalım yani? Şerefe! Hakları var! Ölülerin sayısı başımızdan aşkın. Dün on milyondu­lar. Bugün otuz. Yarın biri çıkar, dünyanın bir kıtasını ha­vaya uçurur. Haftaya biri gelir, insanlan on gram zehirle yedi saniyede öldürmenin yolunu bulur. Bunların yasını mı tutalım yani? Şerefe, bu zamanda kendimize bir başka yıldız aramalıyız gibime geliyor. Şerefe! Haklan var. Ben sirke gidiyorum. Hakları var, yahu! Binbaşı gülmekten kı­rılıyordu. Sahneye çıkmamı söyledi.
Kıyıda ani bir kargaşa çıktı, birkaç misket tüfeği patladı, kalkan duvar delindi. Ronin-samurayların bazıları geri çekildi, kıyıdaki bireysel çarpışmalar yeniden başladı. Bu defa düşmanın öncü birliği kıstırıldı ve püskürtüldü. “Tanrı aşkına, yüzmesini söylesene!” “Yüzemez, Anjin-san. Ölmeye hazırlanıyor.” “Ey güzel İsa, ölmek istiyorsa o zaman oraya gitsin!” Blackthorne kavgaya doğru hızla salladı parmağını. “Niye adamlarına yardım etmiyor? Ölmek istiyorsa niye çarpışarak ölmüyor, niye erkek gibi ölmüyor?” Genç kadına yaslanmış duran Mariko, gözlerini rıhtımdan ayırmadı. “Esir düşebilir de ondan. Yüzerse de esir düşebilir. O zaman düşman onu ayaktakımına sergiler, rezil eder, korkunç şeyler yapar. Bir samuray esir düşerse samuray kalamaz artık. Şerefe sürülecek en büyük leke budur, düşmana esir düşmek. O yüzden kocam bir erkeğin, bir samurayın yapması gereken şeyi yapıyor. Samuraylar haysiyetleriyle ölür. Yaşam denen şey samuray için nedir ki? Hiçbir şey. Yaşam ıstıraptan ibarettir, neh? Şahitler önünde haysiyetle ölmek kocamın hem vazifesi hem de hakkı.” Blackthorne dişlerinin arasından, “Ne aptalca bir ziyanlık,” dedi. “Bize karşı sabırlı olun, Anjin-san.”