Benim kitabım.
10/10
·576 syf.·
Beğendi
·
2026 50. kitabı
Selam. İncelemeye nereden başlayacağımdan emin değilim ama kitap zevkimi tam anlamıyla yansıtan bir kitaplayız bugün. Ömrüm boyunca arayıp durduğum her şey ama her şey buradaydı. Tanrıların Gölgesi, eski tanrıların kendi savaşlarıyla dünyayı yok ettiği bir evrende geçiyor. Vigrið adlı bu sert coğrafyada artık tanrılar yok; geriye sadece kemikleri, kalıntıları ve arkalarında bıraktıkları korkunç yaratıklar kalmış. İnsanlar ise fiyortların, ormanların ve kalkan duvarlarının arasında hayatta kalmaya çalışıyor. Ancak dünyanın en büyük korkusu canavarlar değil: Lekeliler. Damarlarında ölü tanrıların kanını taşıyan bu insanlar insanüstü güçlere sahip olsalar da toplum tarafından nefretle karşılanıyor, avlanıyor ve köleleştiriliyorlar. Hikâye; intikam, aile, sadakat ve hayatta kalma uğruna yolları kesişen üç farklı karakterin gözünden anlatılıyor. Ama tüm bunların arkasında çok daha büyük bir tehdit yavaş yavaş büyüyor. Öncelikle; evren düzeni şahane, dili şahane, kurgusu şahane ve en çok da karakterleri şahane. Acayip özgün ve üst düzey bir kitaptı. Türkiye’de YİNE yeterince konuşulmayan kitaplardan... Benim İskandinav mitolojisine zaafım var sanırım. Onun içinde olduğu hiçbir kitabın kötü olma ihtimali yok. Tabii kitap, mitolojiyi doğrudan anlatmak yerine İskandinav kültür ve mitolojisi üzerine inşa edilmiş bir dünyada geçiyor. Çok sert ve karanlık bir atmosferi vardı. Epik fantastik seviyorum derken bahsettiğim bu tarz kitaplar işte! Ama evrende beni en çok etkileyen şey kesinlikle cinsiyet rolleriydi. Daha iyisini görmedim sanırım. Bakın, “güçlü kadın karakter” adı altında kadınların küçümsendiği bir dünyada gücünü ortaya koyan kadın karakteri herkes yazıyor zaten. Ama ben bunları her okuduğumda, madem bambaşka bir düzen kurabilme imkânınız var, öyleyse neden yine
Duygu ve Düşünce
Tanrıların GölgesiJohn Gwynne · Martı Yayınları · 2025279 okunma
Puan vermedi·177 syf.·
2026 27. kitabı
Göklerin dönüşünü aşkın dalgalarından bil; aşk olmasaydı dünya donar kalırdıMevlana Celaleddin-i Rumi Sâmiha Ayverdi ‘den okuduğum beşinci kitap olan Ateş Ağacı en etkilendiğim kitabı oldu. İsmiyle müsemmâ olan bu kitap okunmak için değil de yakmak için kaleme alınmış gibi.. Sâmiha Ayverdi’nin dili gerçekten muhteşem.. Çok sevdiğiniz bir şarkıyı gece yarısı mumlar eşliğinde bir plaktan dinliyor , ya da sizi içine çeken şiirleri ilk okuduğunuz an da ki o duyguyu yaşıyor gibi bir his.. Tam anlamıyla bir hazine.. Gelelim kitabın konusuna.. “Âşk..” Yazar beşerî bir aşkın yangınından geçip ilâhi aşkın serinliğine ulaşmaya çalışan ruhların hikâyesini anlatıyor . Cemil iyi bir eğitim almış ,çevresi tarafından sevilen , başarılı bulunan ama aslında içinde derin boşluklar yaşayan bir karakter. Ben bu karaktere biraz bilenmiş olabilirim :) İnsan sevmediği bir insanla neden evlenir ki? Ona “mış” gibi yapmak, kandırmak.. Neden bunu yapar? Kadriye .. Sevildiğini zanneden bir kadın.. Kadriye, bir insanın hayatındaki en büyük yanılgının vücut bulmuş hâli sanki .Cemil’in iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen fırtınaların, dışarıda sığınmaya çalıştığı ama bir türlü huzur bulamadığı limanı. Peki ya Maurain? Maurain Cemil’in iç dünyasındaki yangını körükleyen bir rüzgârdı bence.. İçindeki boşluğa koyduğu isim belki de.. Yazar, bu iki karakteri aşkla,hasretle ve hayal kırıklığıyla yoğuruyor.Ve her ne kadar karaktere kızsam da Cemil’in tabir-i caizse “kimlik bunalımı”ndan 'hiçlik' makamına doğru attığı her adım içimi sızlattı. Maurain’in duygularını kaleme aldığı satırlar ise şiir gibi .. Beşerî aşkın,ilâhi aşka doğru evrilmesi.. Bu sebeple Ateş Ağacı, bence sadece bir kavuşamama hikâyesi değil; insanın nefsinden geçip “ Bâki” olana kavuşma serüveni.. Son olarak buraya kitaptan etkilendiğim
Edebiyat
Ateş AğacıSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2002612 okunma
Reklam
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
Yirmibirinci Lem'a İhlas hakkında (Onyedinci Lem'anın Onyedinci Nota'sının yedi mes'elesinden Dördüncü Mes'elesi iken, ihlas münasebetiyle Yirminci Lem'anın İkinci Nokta'sı oldu. Nuraniyetine binaen Yirmibirinci Lem'a olarak Lemaat'a girdi.)Bu Lem'a lâakal her onbeş günde bir defa okunmalı.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِوَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ ٭ وَ قُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ ٭ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا ٭ وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا ٭ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ى ثَمَنًا قَل۪يلاًEy âhiret kardeşlerim ve ey hizmet-i Kur'aniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçı, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-ı hakikat, en makbul bir dua-yı manevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet: İhlastır. Madem ihlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. ve madem bu müdhiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalaletler içerisinde bizler gayet az ve zaîf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'aniye omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş; elbette herkesten ziyade bütün kuvvetimizle ihlası kazanmaya mecbur ve mükellefiz ve ihlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi' olur, devam etmez; hem şiddetli mes'ul oluruz. وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ى ثَمَنًا قَل۪يلاً âyetindeki şiddetli tehdidkârane nehy-i İlahîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına manasız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakârane bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi'-i
Alıntı
Lem'alarBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20205,7bin okunma
10/10
·119 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 00:51
buraya sadece şairin notunu bırakmak istiyorum. “benim ülküm, beşeri ilkeleri aşan cihanşümul bir sevdadır. bu ülkü aklına esenin yazamayacağı, sınırlarını politikacıların çizemeyeceği bir ülküdür. farklı düşünenler olabilir. farklı ülküler peşinden giden olabilir. hiç kimsenin, hiç kimseyi farklı düşündüğünden dolayı kendi çığırından yürümeye zorlaması akıl alır şey değil. ideallere (ülkülere), ipotek koyanlar ve o ipoteğin ilelebet sürmesini isteyenler, hepinize sesleniyorum: ülkünüz nerede başlar, nerede biter? muhtevasında bulunan güzelliklerle çirkinlikleri ayırt etmeden sahiplenmek nasıl bir ülküdür? insanları ne güzelliklerinden kovmaya, ne de çirkinliklere bekçi yapmaya hakkınız vardır. ben kendi ülkümün işaretlerini koordinatlarıyla birlikte şiirleştirip sunuyorum. yeminim var, başka türlüsüne talip değilim… yüreklerde kök bağlayıp yaşayan bir güzel ülküdür gönül verdiğim. ezelden ebede müjde taşıyan bir güzel ülküdür gönül verdiğim. Yesi’deki kutsal aşkın mayası Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası Söğüt'teki has kilimin boyası bir güzel ülküdür gönül verdiğim. Yunus’layım "et-kemiğe bürünen" Selim ruhta, Yavuz serdar görünen Şems misali cümle kirden arınan bir güzel ülküdür gönül verdiğim. bedenlerde Koç Köroğlu yüreği depreştikçe yakın eyler ırağı îman kalesinin bayrak direği bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Akıl Karaya VurduAbdurrahim Karakoç · Ocak Yayınları · 19971,702 okunma
10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2025 23:20
Gılgamış Destanı kendinden sonra gelen Yunan Hint ve Kuzey Avrupa destanlarına örnek olmuş. Destan serüvenlerle dolu. Fakat bu serüvenlerde Gilgameş yalniz değil. Ona, bir yaban adamıyken bir tapınak fahişesi tarafından uygarlaştıran Enkidu daima arkadaşlık ediyor. Öyle bir arkadaşlık ki, birbirleri için canlarını verebilecekler. Ayrıca destanda korkunç yaratıklar, Tanrılar, insanlar iç içe; fakat yine de asil konu insan. Bunda, şan ve şerefe düşkünlük, yalnızlık, arkadaşlık, sevgi, nefret, intikam, üzüntü, acı çekme ve ölüm korkusu gibi insanlığın bütün duyguları yansıtılmış. Bu yüzden binlerce yıl Mezopotamya'da ve komşu ülkelerde sevilen bir destan olarak varlığını korumuş, her çağdaki insan onda kendini bulmuştur. Gilgameş öldükten sonra yeraltı dünyasında Tanrı Anunakiler ve Günes Tanrısı adına yargıclık yaptığına inanılmış. Ona dualar edilmiş, sihir ve tütsülerle ondan isteklerde bulunulmustur. (Ünlü bir ölüden yardım isteme inancı, zamanımızdaki evliyalara kadar gelmistir.)
Edebiyat
GilgameşMuazzez İlmiye Çığ · Kaynak Yayınları · 20131,797 okunma
İnsanlığın Sarhoşluk Güncesi
10/10
·368 syf.··
2020 89. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2020 17:44
Rod Phillips’in Alkol Tarihi kitabı, insanlık tarihini bambaşka bir pencereden okumamı sağladı. Hani hep anlatılır ya, “medeniyetler tarımla başladı” diye; işte burada görüyorsun ki aslında çoğu medeniyet şarapla, bira ile, mayalı içeceklerle yola çıkmış. Açık konuşayım, kitap tam anlamıyla bir alkolün kültürel yolculuğu ve ben de okurken bir yandan akademik bilgi edindim, bir yandan kahkaha attım. Kitap, Mezopotamya’dan başlayıp Antik Yunan, Roma, Orta Çağ Avrupa’sı, İslam dünyası, Uzak Doğu ve modern çağlara kadar uzanan bir serüvende alkolün toplum içindeki rolünü inceliyor. Sadece içki değil, bir tür kimlik, güç, din ve kültür göstergesi olarak alkolün tarihi yazılmış. Örneğin: Sümerler ve Mısırlılar’da bira ve şarap bir tür “sosyal yapıştırıcı” işlevi görüyor. Antik Yunan’da şarap, felsefi sohbetlerin ve düşünsel üretimin ana eşlikçisi. Orta Çağ Avrupa’sında kilise şarap üretiminde başrol oynuyor (ne ironi ama sdsadsa). İslam dünyasında resmi yasak ama arka kapıdan içilmeye devam ediyor. (Yasaklar tarih boyunca hiçbir zaman tam işlememiştir zaten). Modern çağda ise alkol, hem endüstrileşmiş hem de toplumsal tartışmaların merkezinde. Alkolün tarihi aslında toplumların tarihi. Çünkü kimin içtiği, ne zaman içtiği, nasıl içtiği, hep bir sınıfsal, dini ve politik tavır içeriyor. Mesela Avrupa aristokrasisinin şarap tutkusu, Osmanlı’da meyhanelerin sürekli kapatılıp yeniden açılması, Protestanlıkla beraber içki kültürünün farklı yorumlanması… Bunların her biri alkolün, toplumsal düzenle birebir bağlantısını gösteriyor. Alkol sadece keyif aracı değil, bir iktidar aracı olmuş. Din ve alkol ilişkisi her zaman ikiyüzlü bir çizgide ilerlemiş. Resmi söylemde haram, yasak, ayıp; perde arkasında ise tüketim devam eder. Medeniyetin gelişiminde bira ve şarap en az ekmek kadar
Tarih
Alkol TarihiRod Phillips · Maya Kitap · 201625 okunma
Reklam
Reklam