Rod Phillips’in Alkol Tarihi kitabı, insanlık tarihini bambaşka bir pencereden okumamı sağladı. Hani hep anlatılır ya, “medeniyetler tarımla başladı” diye; işte burada görüyorsun ki aslında çoğu medeniyet şarapla, bira ile, mayalı içeceklerle yola çıkmış. Açık konuşayım, kitap tam anlamıyla bir alkolün kültürel yolculuğu ve ben de okurken bir yandan akademik bilgi edindim, bir yandan kahkaha attım.
Kitap, Mezopotamya’dan başlayıp Antik Yunan, Roma, Orta Çağ Avrupa’sı, İslam dünyası, Uzak Doğu ve modern çağlara kadar uzanan bir serüvende alkolün toplum içindeki rolünü inceliyor. Sadece içki değil, bir tür kimlik, güç, din ve kültür göstergesi olarak alkolün tarihi yazılmış. Örneğin: Sümerler ve Mısırlılar’da bira ve şarap bir tür “sosyal yapıştırıcı” işlevi görüyor. Antik Yunan’da şarap, felsefi sohbetlerin ve düşünsel üretimin ana eşlikçisi. Orta Çağ Avrupa’sında kilise şarap üretiminde başrol oynuyor (ne ironi ama sdsadsa). İslam dünyasında resmi yasak ama arka kapıdan içilmeye devam ediyor. (Yasaklar tarih boyunca hiçbir zaman tam işlememiştir zaten). Modern çağda ise alkol, hem endüstrileşmiş hem de toplumsal tartışmaların merkezinde.
Alkolün tarihi aslında toplumların tarihi. Çünkü kimin içtiği, ne zaman içtiği, nasıl içtiği, hep bir sınıfsal, dini ve politik tavır içeriyor. Mesela Avrupa aristokrasisinin şarap tutkusu, Osmanlı’da meyhanelerin sürekli kapatılıp yeniden açılması, Protestanlıkla beraber içki kültürünün farklı yorumlanması… Bunların her biri alkolün, toplumsal düzenle birebir bağlantısını gösteriyor. Alkol sadece keyif aracı değil, bir iktidar aracı olmuş. Din ve alkol ilişkisi her zaman ikiyüzlü bir çizgide ilerlemiş. Resmi söylemde haram, yasak, ayıp; perde arkasında ise tüketim devam eder. Medeniyetin gelişiminde bira ve şarap en az ekmek kadar