Serenad’i okurken benim için merkezde yoğun bir aşk anlatısından ziyade, geçmişle kurulan hesaplaşma vardı. Aşk hikâyesi metnin içinde yer alsa da daha çok anlatıyı taşıyan, zemini hazırlayan bir unsur gibi duruyor. Asıl etki; tarih, vicdan ve toplumsal hafıza üzerinden kurulan sorgulamalarda ortaya çıkıyor.
Livaneli bu romanda ülkemize, yönetenlere ve uluslararası düzene dair bakışını yüksek sesle değil; ince dokunuşlarla, yer yer nüktedan bir dille aktarıyor. Eleştiriler sertleşmeden, okuru düşünmeye davet eden küçük iğnelemelerle ilerliyor. Bu da metni ağırlaştırmak yerine daha akıcı ve derin kılıyor.
Kitap, geçmişte yaşananların bugüne nasıl taşındığını ve suskunlukların nasıl kolektif bir sorumluluğa dönüştüğünü hatırlatıyor. Okurken insan kendini sürekli bir “hatırlama” ve “anlama” sürecinin içinde buluyor. Anlatılanlar yalnızca tarihte kalmış olaylar gibi değil; bugünle bağ kuran, hâlâ anlamını koruyan meseleler olarak karşımıza çıkıyor.
Serenad, duygusallıktan çok farkındalık yaratan bir roman. Sakin, ölçülü ama etkisi uzun süren bir anlatısı var. Bitirdiğinde insanda bir aceleyle konuşma isteği değil, sessizce düşünme ihtiyacı bırakıyor.
Küçük bir dip not : Kitapta geçen Struma gemisini araştırmanızı ve Serenade für Nadia bestesini mutlaka dinlemenizi öneririm :)