Kalp
Ancak kalb, temizlenip arındıktan sonra kıymetli bir cevher ve bütün cihanı gösteren bir aynadır. Öyle ise, ona bu şekilde taş denilmesi "olduğu şekliyle”dir; yetim'e büluğ'dan sonra yetim denilmesi gibi...
Sayfa 39·Kitabı okudu
Din
Ağrı yönetiminin kişiselleştirilmesi bireyin "meşru tuhaflımı"yla (René Char) ilişkilidir. Her insanın başka kimseninkine benzemeyen, tekil bir kaderi vardır. Beden de bu serüvenin bir parçasıdır. Sosyolog Emile Durkheim'ın, Aristoteles'ten şerh ederek yazdığı gibi beden sadece "bireyselleşmenin bir öğesi" değildir. Beden benzersiz bir ifade, eylem ve pathos, cazibe ve reddetme aracı, dünyadaki varlığımızın temel taşıyıcısıdır. Descartes'ın isabetle tespit ettiği üzere, ruhumuz gemideki bir kaptan gibi bedenimize yerleşmiş değildir, bedenimizle arasında, "benim bedenim" ile Öteki'nin bedenini temelden ayıran bir mahremiyet ilişkisi mevcuttur. Avrupa' da fikir dünyasının krize girdiği 1935 yılında Husserl bedenle düşüncenin birliğini kavrayacak, bu birliği somut olgularda inceleyecek akılcı bir anlayış önermiştir. Çağdaş fenomenologlar ise bilimin nesnelleştirilmiş isimsiz bedenine karşı "bedenin kendiliği" kavramını geliştirdiler. Etnolog Maurice Leenhardt Do Kamo'da, ihtiyar bir Yeni Kaledonvalı'ya Batılı değerlerin toplumunu nasıl etkilediğini sorduğunda, şöyle esrarengiz bir cevap aldığını anlatır: "Sizin bize getirdiğiniz șey, beden. Bedeni tekilleştirme anlayışı Batı kültürünün mantığıyla bağlantılı olabilir mi acaba?
Sayfa 55 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Başkaları Mevlâna 'dan ne anlıyor acaba? Sonra işin faslı kafasına dank etti. Mesnevi öyle her önüne gelenin bir şerh okuyarak anlayacağı bir kitap değildi. Bu sebeple Mesnevîhanlık denilen meslek vücut bulmuştur.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Alıntı
"Namaz nûrdur." Çünkü namaz; kul için kalbinde nûr, yüzünde nûr, kabrinde nûr, haşredildiği yerde nûrdur. O yüzden yüzleri en nurlu ve parlak insanların en çok namaz kılan ve namazında en huşûlu olan kimseler olduğunu görürsün. Namaz, kul için kalbinde bir nûrdur ki, ona; Allah'ı tanıma, O'nu hükümlerinde, fiillerinde, isimlerinde ve sıfatlarında bilme kapısını açar. Namaz, insan için kabrinde bir nûrdur; çünkü namaz, İslâm'ın direğidir; direk olduğunda bina ayakta durabilir, olmadığında ise bina diye bir şey olmaz.
Sayfa 148 - 1. Cilt·Kitabı okuyor
Sabahleyin evinden çıkan kimse, hakikatte kendini satmıştır. Ancak bu, onu azat eden ve kurtaran bir satış olabileceği gibi, helak eden bir satış da olabilir. Müslümanın satışı, onu kurtaran bir satıştır. Kâfir ise kendisini helake götüren bir işe gitmektedir. Çünkü o, gününe Allah'a isyanla başlar. Gününe yeme ve içmeyle başlasa bile kıyamet günü bu yüzden cezalandırılacaktır. Kafir, ağzına götürdüğü her lokmadan, içtiği her damla sudan ve giydiği her elbiseden dolayı kıyamet günü ceza görecektir. Bunun delili şu âyettir: "De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle de kıyamet gününde müminlerindir." (el-A'râf 7/32) Yani nimetler dünya hayatında sadece müminlerindir; başkasının değil. Kıyamet gününde bu nimetler, hiçbir külfeti ve meşakkati olmaksızın onların olacaktır. Bu âyetin mefhumu muhalifinden; bu nimetlerin mü'minlerden başkasına haram olduğu, kıyamet günü onlardan başkasına nimetin verilmeyeceği ve o günde bunlardan dolayı ceza görecekleri anlaşılmaktadır. Bu âyet, Mekke' de inen âyetlerdendir. Yüce Allah, en son indirdiği âyetlerden birinde de şöyle buyurmuştur: "İman eden ve salih amel işleyenlere tattıklarından dolayı günah yoktur." (el-Mâide 5/93) Bu âyetten, aynı zamanda, iman etmeyenlerin tattıkları her nimetten dolayı günah kazanacağı da anlaşılır. İşte, kafir sabahtan itibaren -Allah korusun- helak edecek şeyler uğruna kendini ortaya koyup satar. Mü'min ise cehennemden azat edecek ve kurtaracak şeyler uğruna kendini ortaya koyar. Allah'tan beni ve sizi bu kimselerden eylemesini dileriz.
Sayfa 150 - 1. Cilt·Kitabı okuyor
Sadaka, kulun imanına burhandır, yani delildir. Çünkü mal, nefislere hoş gelir ve nefis onda cimridir. İnsan, malını ancak ondan daha çok sevdiğinin rızası için harcayacağından, Allah için yaptığı harcama onun imanının doğruluğuna delalet eder. O yüzden Allah'a imanı en kuvvetli ve en ihlaslı insanların, en çok sadaka veren kimseler olduğunu görürsün.
Sayfa 149 - 1. Cilt·Kitabı okuyor