Camus'un okuduğum bu ilk kitabında muazzam derecede duygular yaşadım aynı zamanda bazı noktalarında duygusuz olduğumu da fark ettim.
Bu kitap Fransız kökenli Mr. Meursault'un Cezayirde nötr olarak yaşadığı bir hayatından bahsediyor. Tek yaşayan ve işçi olan bu adamın duygusuz (bana göre duygusuz ona göre duygusu varmış) bir yaşam sürerken bakımevine bıraktığı annesinin ölüm haberini alır ama ne bir üzüntü ne de bir sevinç yaşamaz (biz buna nötr diyoruz). Annesini gömdükten sonra evine geri döner ve yaşadığı hayata kaldığı yerden devam eder. Her zaman ki gibi işine gider ve kız arkadaşıyla denize yüzmeye gider. Arkadaşları annesinin ölümü sorsalar bile o yine soğukça cevap verir. Komşusu ve kız arkadaşlarıyla tatile giden Mr. Meusault arkadaşı Raymon'un davalısı ile karşı karşıya gelince arkadaşından aldığı silah ile Arab denilen davalısını öldürür.
Savunması deniz kenarında güneş tepemdeyken onun bana saldıracağı korkusuyla ben ona saldırdım ve ona 5 el ateş ettim diyor. Kısaca güneş başıma geçti ve ne yaptığımı bilmiyorum demek istiyor çıktığı mahkemede. Yaklaşık 1 yıl hücrede kaldıktan sonra tekrar yargılanırken aslında annesinin ölümünden hemen sonra böyle normal bir yaşam süresi noktasında da yargılandı ve İdam mahkumu olarak yaşamı sona erdi.
Fazla empati yapan biri olarak yer yer onu anlamaya çalıştım anladığımı hissettiğimi zannettim. Fakat sonunda öyle bir söz söyledi ki...Hayat yaşamaya değmez diyince artık canıma tak etti ve hoşçakal demek zorunda kaldım...
Ne kadar hiç bir şey, hiç bir kimse umrunda olmasa da ben Mr. Meursault'un aslında çocukken psikolojik sorunlar yaşadığını veya ailesinden gelen bir travmayı taşıdığını düşünüyorum. Babasının küçük yaşta ölmüş olması onsuz büyümüş olması babasının eskiden bir idamı izlemeye gitmiş demesi bana