“Değil mi ki hayat sonlardan ibaret ve bittiği yer sonsuzluk; varsın sonlar daim olsun. Büyük, küçük, acı, tatlı, mutlu, mutsuz…”
“Servi Nine ve Üç Güzeller” yalnızca bir hikâye değil,yıllardır süregelen sorunlar,bastırılmış kadın sesleri ve yarım bırakılmış hayatların yansımasıydı.Sanki çoğu kadının yaşantısı usul usul dinlenmiş ve o çığlıklara ses verilmiş ve bunlar yazıya dökülmüş gibiydi.Okurken geçmişten günümüze kadar gelen,kadınlara kader diye dayatılan bir sürü hayatı,susturulan kadınların duygularını ve o kadınların hayata karşı kırgınlıklarını büyük bir hüzünle okudum.Anlatılanlar sadece tek bir kişi üzerinden gibi görünse de aynı acıyı yaşamış ve sadece isimleri farklı bir çok karakterin çığlığıydı bence.Ana karakterimiz Suna’yı,Servi Nine ve üç güzelin hikâyesini,millet olarak batıl inançlara olan bakışımızı,yatır-türbe konusunda toplum olarak ne kadar meraklı olduğumuzu yazarımız masal gibi anlatmış.Kısacası hikâyenin güzelliği,anlamı ,hüznü,masalsı tadı,özlediğimiz insan ilişkileri,dramlara rağmen umuda tutunuşun resmi harikaydı.Kitap için hiçbir şey söylemeden sadece en kısa zamanda alın ve okuyun diyeceğim.Herkese şiddetle tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum