Bazı kitaplar okunmaz, yaşanır. Bazıları ise her sayfasında bir insanı hatırlatır. Benim için Huzursuzluğun Kitabı, yalnızca bir edebiyat eseri değil; yarım kalmış bir dostluğun, söylenememiş cümlelerin ve artık cevap alamayacağım soruların kitabıdır.
Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı, klasik anlamda bir roman değildir. Belirli bir olay örgüsü, başlangıcı ve sonu olan bir hikâye anlatmaz. Daha çok, insan zihninin en derin ve en karanlık odalarında dolaşan düşüncelerin parçalarından oluşur. Bu yönüyle kitap, okunmaktan çok hissedilen bir metindir. Eserin en güçlü tarafı, insanın çoğu zaman kimseye söyleyemediği duygulara tercüman olmasıdır. Pessoa, yalnızlığı romantikleştirmez; onu bütün ağırlığıyla ortaya koyar. İnsanların arasında yaşarken bile kendini yabancı hissetmenin, ait olacak bir yer bulamamanın ve zaman zaman kendi varlığını bile sorgulamanın nasıl bir duygu olduğunu satır satır işler.
Bazı kayıplar vardır ki hiçbir tecrübe insanı onlara hazırlayamaz. Benim için böyle bir kayıp kuzenimdi. Birbirimizi çok severdik. Yaş olarak gençti ama omuzlarında taşıdığı yükler yaşından çok daha ağırdı. Kendini yalnız hissediyordu. Belki de bu yüzden, benim de içimde taşıdığım sessiz yalnızlığı görüyordu.
Bana Fernando Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’nı önermişti beraber okumak için. Kuzenim; kendini yalnız hisseden, çoğu zaman içindeki yükleri tek başına taşımaya çalışan biriydi. Benim de yalnızlığımla mücadele ettiğimi bildiği için bu kitabı özellikle önermişti. Belki satırların arasında kendinden parçalar görüyordu. Belki benim de göreceğimi düşünüyordu. Bu kitabı birlikte okuyacak, satırların arasında kaybolacak ve üzerine uzun uzun konuşacaktık. Fakat hayat bize bu fırsatı vermedi. O kitabı birlikte okumayı planladığım insan, artık bu dünyada değil. Kitabı
Bir vefa kitabı
Mustafa Kutlu'nun 2021 yılında çıkan çıktığı gibi aldığım ama okumanın yeni nasip olduğu deneme kitabı. Yazılar deneme şeklinde olduğundan deneme kitabı desem de aslında bir anı ve hatıra kitabı gibi. Şöyle ki;
Nureddin Albayrak
Kadir Ağa (Abdülkadir Aral)
Bir Tebessüm
Beşir Ayvazoğlu
D. Mehmet Doğan
Kendini Yazan Şarkı
Dayı (Muammer Ekti)
Saklı Bahçe
Mahcup Lider
El-Muzaffer Daima...
Bu Adam Kim? (İsmail Gürcan)
İsmail Kara
Kendisi Bir Tekke: Mustafa Kara
Seyfettin'i Severdik
Gümüş Sakal Öldü mü? (Nusret Özcan)
Tek Başına Bir Ordu
Suya Hasret
başlıklı yazılardan oluşan kitapta Kutlu, vefat etmiş ya da hayatta olan birlikte yol yürüdüğü gençliğini çocukluğunu birlikte geçirdiği arkadaşlarından dostların söz etmiş, kitabı bitirince insan böyle dostlukların olması ne güzel diye düşünüyor. Herkesin güzel insanlarla denk gelmesi dileğiyle, iyi okumalar
Uzun süredir seyahat ettiğim için kitap okuyamamıştım ama rastgele karşıma çıkan, ay bakayım biraz metroda giderken okuyayım bari dediğim bir kitap oldu. Madem başladım bitireyim diyerek hepsini okudum. Lisedeyken ergenlik zamanlarımda okuduğum kitaplardandır kendisi, yine ergenlik yıllarımıza geri dönüyoruz serisinden oldu bu da. Geçen sene dizisini izledim, son iki sezon sarmadığı için bıraktım.
Şimdi de kitaba bakayım derken bu kadar farklı olduğunu asla hatırlamıyordum. Kitabın Türkçesini bulamadığım için İngilizce okudum, yani sadece Uyanış kısmını okumuş oldum.
Diziden o kadar farklı ki, bambaşka bir şey okuduğumu sandım. Hatta bir ara acaba değiştirdiler mi ben mi hatırlamıyorum diye şüpheye düştüm diyebilirim.
Ya da dizi kısmında fazla vakit geçirdiğim için burayı tamamen silmişim.
Karakterler inanılmaz farklı, dizide olmayan Meredith karşımıza çıkıyor, Caroline asla yok, düşman olmuşlar hatta.
Jeremy diye birisi yok, severdik kendisini.
Stefan biraz Edward vibes verdiği için rahatsızlık duydum her şey çok çok çok ilginç ilerledi benim için. Devamını getirir miyim bilmiyorum, yolda giderken bakayım bari dediğim bir kitaptı yani.
Küçükken de hepsini okumadım, 3. Ya da 4. Kitaptaki bir sahne beni baya korkutmuştu. O zamandan beri 4:44 saati de baya kafamda takılı kalmıştır yani bilen bilir bakalım ilerleyen süreç ne gösterecek. Uzun süredir kitap okumadıktan sonra baya iyi geldi sadece.
Lise yıllarımda bir Canan Tan külliyesi olan bir okur olarak ne pek severdik.Yazarin kalemi her daim akıcı ve etkileyiciydi.Su an okur muyum bir muamma.
Eroinle DansCanan Tan · Altın Kitaplar · 201221,6bin okunma
bunu önceki kitap kadar sevemedim ama bu tamamen kötü olduğu anlamına gelmiyor. seride şimdiye kadar anlatım tarzını ve çevirisini nispeten en çok beğendiğim kitap bu oldu ve okurken en eğlendiğim kitap da kesinlikle buydu ama eğlencemin önüne geçen ve kitaptan aldığım keyfi düşüren bazı etmenler de vardı tabi.
önceki kitaptan hatırlarsanız thanned adasında yaşanan saldırıdan sonra ciri -hala nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde- çöle ışınlanmış ve orada karşılaştığı sıçanlar ekibine katılmıştı falka olarak. yennefer ortada yok, kayıp. geralt ise saldırı sonucu ağır yaralanmış ve brokilon ormanında dryad'lar tarafından tedavi görüyor.
kitabımız geralt'ın tedavisinin neredeyse bitmesinden sonra başlıyor. geralt ciri'yi bulmak için yola çıkıyor ve ona dandelion, milva adında bir dryad, ve bir cüce ekibi de katılıyor yolculuk sırasında. kitabın neredeyse yüzde yetmiş beşi ise bu yolcukla geçiyor ve açık konuşmak gerekirse biraz sıkıldım. eğlenceliydi dediğim gibi. karakterlerin birbiriyle etkileşimi, diyaloglar, kamu spotu hissi uyandırmadan verilen dersler ve daha iyi doğa betinlemeleriyle okunması keyifliydi. sevmediğim birkaç şey şu;
bölümler -daha doğrusu karakter bakış açıları arasındaki keskin geçişler. bir anda geralt ya da ekipten herhangi birinin bakış açısıyla okuduğumuz yolculuk bir anda başka mekanlardan başka karakterlere geçiyor ve bu yüzden akışı yakalamakta ilk bölümleri okurken bayağı zorlandım.
yennefer ve ciri kitaba çok geç dahil oldular. dahil olduktan sonraki varlıkları da kalıcı değildi. her ikisinin bakış açısından toplasanız 5 bölüm okumamışızdır. onların hikâyede daha çok her almasını isterdim.
anlatım tarzını yukarıda belirttiğim gibi bu kitapta daha çok sevmeme rağmen hala büyük bir hayranı değilim. sanırım bu noktada andrejz
ANNABEL LEE
(Şiir)
Edgar Allan Poe (1809–1849)
Amerikalı şair, yazar, editör ve edebiyat eleştirmeni Edgar Allan Poe tarafından kaleme alınmış, onun en unutulmaz şiirlerinden biridir.
“Annabel Lee”, şairin genç yaşta kaybettiği eşi Virginia Clemm için yazdığı düşünülür. Poe, bu şiirinde ölümü aşan, destansı bir aşkı dile getirir. Başlıca teması ise “ölüm karşısında bile yok olmayan aşk”tır.
Şiirin Özeti
Anlatıcı, çocuklukta başlayan ve sonsuza dek süren büyük bir aşkı anlatır. Bu aşkın kahramanı Annabel Lee’dir. İkilinin sevgisi öylesine saf ve güçlüdür ki, “cennetteki melekler” bile onları kıskanır.
Genç yaşta hayatını kaybeden Annabel Lee’nin ölümü, şair tarafından doğaüstü güçlerin kıskançlığına bağlanır. Fakat ölüm bile onları ayıramaz: Anlatıcı, ruhunun hâlâ Annabel Lee’ninkiyle bir arada olduğuna inanır. Geceleri yıldızlara baktığında sevgilisini görür, onun mezarı başında vakit geçirir.
Özel Dizelerden Seçmeler
• “Birbirimizi öylesine severdik ki, melekler bile kıskandı.”
• “O artık dünyada değil, daha yüce bir âlemde ışıldıyor.”
• “Yaşam elimden kayan bir rüya değil de nedir?”
• “Gecenin yıldızları, kaderin soğuk gözleriydi.”
• “Ölüm değil mi en sonunda zaferin ta kendisi?”
• “Avuçlarımda tuttuğum kum taneleri, parmaklarımın arasından kayıp gidiyor…
Annabel LeeEdgar Allan Poe · Fantastik Kitap · 20161,473 okunma