2/10
·616 syf.··
2026 90. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 18:23
bitirdim… ve yazara söylemek idtediğim cok önemli birşey var BACIM ALLAH’INI SEVERSEN SEN NE YEDİN NE İÇTİN BU KİTABI YAZDIN!?! Bi de bunun fanları falan var kafayı yersin ya…. Bu arada hala konuyu anlamadım. Spoi de aldım ama ztn sırf sıkıntıdan ve bu kitabı okuduktan sonra okudugum her kitaptan zevk alıyım diue okumustum… ya tamam yazar böyle nası herkesin ruh hastası oldugunu nası korelin(AYRICA KOREL DİYE İSİM Mİ OLUR) dehşetül vahşet havalı karizmatik fln zart zurt olduğunu göstermek istemis… AMA DEĞİL. Adam yürüyen red flag ama yane sadece ree flag değil adam bildiğin manyak osşkopay şerefsiz ruh hastası bisi. VE HAYIR BUNU ROMANTİKLEŞTİREMEZSİN. Ana karakter kızımız tam bir yn… Boyu kısa herseyi küçük minik elli fln… cok korkunctu ya… olabikecek tüm klişeleri kullanmıs yazarımız tebrikler… ya abi komikti btw… tek anlamadıgım kitabın basındaki karakterker niye kitabın sonunda kayboldu? yani bi görseydik onları da faaln? neyse yani öyle okumanıza gerek yok bu kitabın ya da direkt koreli ezelin fanını görürseniz arkanıza bile bakmadan topuklarınızı minnoş tatlıs popişlerinize vurarak kaçın
Emare - SarmaşıkAslı Arslan · Ephesus Yayınları · 20173,682 okunma
Puan vermedi·1062 syf.··
2026 45. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 22:26
“Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.” Sadece bu giriş cümlesi bile neden klasiklerin klasik olduğunu hatırlatmaya yetiyor. Yaklaşık bir haftada bitirdiğim Anna Karenina, her ne kadar bir aşk romanı gibi görünse de aslında evlilik, sadakat, toplum baskısı, aile ve insan doğası üzerine yazılmış çok katmanlı bir eser. Kitabı genel olarak sevdim. Roman boyunca en çok ilgimi çeken şey karakterlerin ve ilişkilerin bu kadar gerçek hissettirmesiydi. Tolstoy, insanların zaaflarını, çelişkilerini ve hatalarını öyle doğal anlatıyor ki bazı satırlarda ister istemez kendinizden parçalar buluyorsunuz. Anna karakterine gelirsek… Sanırım kitabın en sevmediğim yanı buydu. Birçok okur Anna’ya üzülse de ben onun çoğu zaman bencilce davrandığını düşündüm. Yaşadığı sıkıntıları ve içinde bulunduğu çıkmazı anlayabiliyorum ama aldığı kararların bedelini sadece kendisi değil, çevresindeki insanlar da ödedi. Bu yüzden onunla tam anlamıyla empati kuramadım. Levin karakteri ise birçok okurun sevdiği bir karakter olsa da ben onun bölümlerine aynı ilgiyi duyamadım. Özellikle uzun uzun anlatılan düşünceleri ve fikirleri zaman zaman beni hikâyeden uzaklaştırdı. Yine de Tolstoy’un dünya görüşünü anlamak açısından önemli bir karakter olduğunu düşünüyorum. Kitabın en sevdiğim yanı karakterlerin kusurlarıyla birlikte gerçek hissettirmesiydi. Kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Bu yüzden roman, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Kitap zaman zaman ağır ilerlese de, özellikle dönemin Rusya’sını, toplumsal yapıyı ve insan ilişkilerini anlatışıyla okumaya değdiğini düşünüyorum. Uzun olmasına rağmen bitirdiğimde iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu. Kitaptan en sevdiğim alıntılar: “Beni tanıdığını sandı. Oysa
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnsanı En İnsan Gibi Anlatan Kitap
9/10
·224 syf.··
2026 5. kitabı
Az önce bir filmin yazısını yazdım ve dedim ki “benim favori yazarım yok”. Tabii burası blog değil insanlar buraya kitapla ilgili yazı okumaya geliyor günlük gibi buraya yazmayacağım ama o yazıyı kapatıp buna geçince aslında favori yazarım olmaya en yakın kişinin kitabını inceleyeceğimi görüyorum. O yazıya sizi yönlendirmeden kısaca bahsetmem gerekirse zaten böyle ünlü kişilere bağlanma durumum yok benim. Bu hayatımın her alanında geçerli. Filmler oyunlar müzikler kitaplar asla favori bir üreticim yok. Hoş favori bir serim bile yok yani. Kitap serisi oyun serisi falan bunlar da yok. Belki Dark Souls ucundan. Bunun en önemli sebeplerinden birisi banger banger banger yapamamaları. Kimsenin. Bir yazarı ne kadar seversen sev kötü bir kitabı olabilir. Olabilir zaten ama sen de sevebilirsin diyebilirsin ama ben isterim ki madem sevip bağlanacağım bu adam süper bir şey olsun yani kalemini beğeneyim anladınız mı roman yazmayı bırakıp film incelemesi yazsa yine okuyayım öyle bir şey olsun. Yani anladınız mı biraz daha duygusal bir bağ gibi? Arkadaşım olması gibi. Parasosyal mi evet ama arkadaşım. Yani arkadaşım spor dergisinde yazsa okurum çünkü o yazı sporla da ilgili olsa ben anlamasam da takip etmesem de onun ruhundan bir şeyler taşır ve ben hayatımda o ruhu deneyimlemek istiyorum zaten. İşte Woolf GGM’den sonra en çok böyle hissettiğim yazar oldu. Bunu dediğim için utanıyorum ama asla larp değil “Kalemi çok kuvvetli”. Kuvvetli kelimesinin ne kadar hiyerarşik olduğuna falan değinmeden kitaba geçelim. Woolf inanılmaz bir yazar. Şahane. Okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi. Bu kitap psikanaliz yapan herkesin başucunda durmalı. Ama sadece o değil insanlara azıcık bile merakınız varsa felsefe sosyoloji psikoloji toplanın ve bu kitabı okuyun. Bu kitap her şeyi anlatıyor. Ve
Deniz FeneriVirginia Woolf · İş Bankası Kültür Yayınları · 20217,7bin okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 17:50
“İç sesin gerçekten sana mı ait, yoksa hikâyelerini başkaları mı yazdı?” Selam arkadaşlar Bugün size #kendihikayeniyaz kitabıyla geldim. Kitap; öz sevgi, özgüven, motivasyon, affetmek, sınır koymak ve mutluluk gibi birçok konuya değiniyor. En çok da kendimizi olduğumuz gibi kabul etmenin önemini anlatıyor. Çünkü insan önce kendini anlamadan ne kendine güvenebiliyor ne de gerçekten mutlu olabiliyor. Kitapta özellikle kabul etmek ve affetmek bölümleri beni çok etkiledi. Geçmişi değiştiremeyiz ama onu kabul etmek bugünü değiştirebilir. Ayrıca affetmenin sadece karşımızdakini değil, biraz da kendimizi özgür bırakmak olduğunu çok güzel anlatıyor. Sınırlar kısmında ise, duygusal dengemizi korumak için bazı insanlara ve davranışlara karşı sınır koymamız gerektiğini vurguluyor. Altını çizdiğim çok fazla cümle oldu ama kitabın bana hissettirdiği en önemli şey şu oldu: “Mükemmel olmaya çalışmak yerine gerçek olmayı öğrenmek gerekiyor.” Ve “Kendini tanırsan, kendini seversen, kendine güvenirsen daha mutlu ve başarılı olursun.” Kendini tanımak ve kendine daha iyi davranmak isteyen herkesin okuyabileceği bir kitaptı. Size edilen iltifatlar da, yapılan eleştiriler de değerinizi değiştirmez. Kendinizi olduğunuz halinizle kabul Edip, daha ileriye taşıyabilmek, öz sevgi oluşturan en temel motivasyondur. sorgulayan zihin her zaman kazanır Kendinizle savaşmak yerine barışmayı deneyin çünkü siz kendinizin düşmanı değil, dostusunuz. Duygularınızı bastırdığınızda değil, fark ettiğinizde ve kabul ettiğinizde özgürleşirsiniz.
Kendi Hikâyeni Yazİlke Akgün · İkinci Adam Yayınları · 20262 okunma
Masumiyet Müzesi: Gecikmiş ve Ötelenmiş Hüznün Tesellisi
8/10
·524 syf.·
2026 81. kitabı
Ömer Ağa Çeşmesi geceleri sessizleşmiyordu Sadece daha derinden konuşmaya başlıyordu Taşlarının arasına yılların nemi işlemişti Suyu ince bir sabırla akıyor Sanki yüzyıllardır aynı hikayeyi kimseye duyurmadan anlatıyordu Üst tarafındaki eski yazılar silinmeye yüz tutmuştu Bazı harfler kaybolmuş Bazıları taşın içine gömülmüş İstanbul bazen böyleydi işte Hiçbir şeyi tamamen unutmaz Ama hiçbir şeyi de olduğu haliyle bırakmazdı Çeşmenin önüne küçük el örmesi tabureleri dizmiştik Bir evin balkonunda çamaşırlar gece rüzgarıyla hafifçe sallanıyordu Karşı apartmanın mutfağında biri sessizce bulaşık yıkıyordu Uzaklardan bir vapurun boğuk sesi geldi Sonra sokak yeniden kendi yalnızlığına döndü Ravi cebinden eski bir çakmak çıkardı Yakmadı Sadece avucunun içinde çevirip durdu Münzevi başını çeşmenin taşına yaslamıştı Sanki yıllardır aynı yere gelip oturuyormuş gibi bir hali vardı Hiç konuşmuyordu Ama gözleri sürekli yukarıdaki apartman pencerelerine gidiyordu
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe..
9/10
·208 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 19:37
İnsanın içini sessizce acıtan kitaplardan biri. Okurken büyük olaylardan çok, bir insanın sevdiğini kaybetme korkusunun ruhunda açtığı çatlakları hissediyorsun. Kitap boyunca ölüm yaklaşırken aslında insanın çaresizliği büyüyor. Çünkü bazı acılar vardır; ne kadar seversen sev, onları engelleyemezsin. Romanın en yaralayıcı yanı, acıyı bağırarak anlatmaması. Her şey sakin ilerliyor ama o sakinliğin içinde derin bir kırgınlık var. Özellikle baba figürünün zamanla savaşı, insanın içine ağır ağır çöküyor. Sevdiği kişiyi hayatta tutmak isterken aslında kendi kalbinin parçalanışını izliyor. “Ölüm gelmeden önce de insanın içinden bir şeyler eksilmeye başlıyor.” Bu cümle kitabın ruhunu çok iyi taşıyor. Çünkü romanda ölüm bir anda olmuyor; önce umut azalıyor, sonra insanın içindeki ışık sessizce sönüyor. “Bazı vedalar söylenmez, yalnızca insanın içinde büyür.” Kitapta en çok hissedilen duygu da bu: söylenemeyenler. Yarım kalan konuşmalar, tutulamayan eller, geç kalmış cümleler… İnsan okurken kendi hayatındaki kayıpları da düşünmeye başlıyor. Yazarın dili çok sade ama tam da bu yüzden etkili. Süslü cümleler yerine sessizlikleri konuşturuyor. Kitap bittiğinde büyük bir dram hissinden çok, insanın göğsünde kalan ince bir sızı kalıyor. Sanki bir şey eksilmiş gibi… Ama neyin eksildiğini tam anlatamıyorsun.
Duygu ve Düşünce
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma