dorian gray’i ilk kez o an gördüm. göz göze geldiğimizde betimin benzimin attığını hissettim. içimi tuhaf bir korku kapladı. salt karakteriyle bile beni tamamıyla büyüleyebilecek biriyle karşılaştığımın ve eğer izin verirsem, tüm benliğimi, ruhumu ve hatta sanatımı ele geçireceğinin farkındaydım. oysa yaşamıma dışarıdan bir müdahalenin olmasını istemiyordum.
ben kitaptan daha önce filmini izlediğim için olayları biliyordum fakat yine bunları kitaptan okumak çok güzel bir histi. kitabın çok ayrı bir havası var. insanı okurken rahatlatıyor resmen, o kadar güzel ve sakin akıyor ki içiniz huzurla doluyor.
kardeşlerin birbirine olan bağı gerçekten çok güzeldi ayrıca marmee, mükemmel bir kadınsın. tüm kardeşleri sevsem de, jo ve beth’in benim için çok ayrı bir yeri var. jo’nun bağımsızlığı beni çok etkiledi diyebilirim. ve beth ise harika birisi. amy ve meg’e gelirsek onlara fazla relate edemediğim için pek sevdiğim karakterler değiller. filmde de amy’i pek sevmemiştim ama kitaba ön yargımı bir kenara bırakıp başlamak istedim fakat yine de bir şey değişmedi benim için.
yazarın diğer devam kitaplarını da kesinlikle okumak istiyorum. filmdeki çoğu sahne (mesela beth’in ölümü ve jo-laurie ilişkisi) bu kitapta yoktu. ben de jo ve laurie ikilisini çok sevdiğimden bir eksiklik yaşadım.
“sürekli yeni sayfalar açıyorum ve onları mahvediyorum, tıpkı yazı defterlerimi mahvettiğim gibi; öyle çok başlangıç yapıyorum ki hiçbirinin sonu gelmiyor.”
“anlayamazsın, bunun ne kadar kötü bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin. öfkelendiğimde her şeyi yapabilecekmişim gibi geliyor bana. çok vahşileşiyorum, herkesi incitebilir ve bundan da keyif alabilirim. korkarım bir gün çok kötü bir şey yaparak hayatımı mahvedeceğim ve herkes benden nefret edecek. of anneciğim, lütfen bana yardım et, lütfen!”