Puan vermedi
TEHANU.URSULA K.L.GUIN .23 NISAN 2020 MALATYA yerdeniz serisinin 4.kitabi TEHANU dil olarak diğer serilerine göre oldukça farklıydı. Konu olarak daha durağan fantastik öğelerin daha az kullanılması ve üstü kapalı diyaloglar sanki bir plani olmadan daldan dala atladığı olaylar ilk üç kitabındaki ritmi yakalayamadığı gibi oldukça bulanık da kalmış. Yanık yüzlü kız therru Tenarin koruması altında incitilmis, tecavüze uğramış bir ejdera kızıdır. Kadınların sosyal yasamdaki yerini her firsatta sorgulamayi kendine görev bilmiş Ursula k.l. guin bu konudaki hassasiyetini Therru nun içinde gizlediği o yakıcı ejderhanın gücüyle anlatırken " aa evet biz değerleyiz, güçsüz olduğumuz sürece " diyaloğu erkeklerin kadınlara bakış açısını ursulanin gözünden özetler. Ötelenmiş, örselenmiş therru ile onu koruması altına almış Tenar in sevgiyle iyileştirdiği Therru erkek olarak bir tek Ged den korkmaz çünkü ; GED Tenar için de Therru için de , Ursula için de bir erkekte bulunmasını ıstediği sevgi, şefkat kadına üstün değil eşit bir ruhtur.
TehanuUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 20172,699 okunma
8/10
·200 syf.··
2026 3. kitabı
2 günde okuyup bitirdim. Herkesin ayrı ayrı hikayesini anlattığı her okuduğum kişiye ayrı ayrı hak verdiğim ama en sonunda çok şaşırdığım bir kitap oldu. Zorunlu bir sevgi türü olan akrabalık ve kardeşlik bağını çok akıcı şekilde anlatmış yazar.
Duygu ve Düşünce
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·256 syf.·
2026 12. kitabı
Malma İstasyonu'nda mesele yalnızca travmalar değil; travmaların nesiller boyunca nasıl aktarıldığı. Karakterler büyük olayların kahramanları değil. Arka planda sizi huzursuz eden bir yaranın varlığını sürekli hissetseniz de hikâye oldukça sessiz ilerliyor. Harriet için çok üzüldüm. O, hayatını mahveden tek bir büyük olayın kurbanı değildi; yavaş yavaş şekillenmişti. Çocukluğumuzu, ailemizi, bize öğretilen sevgiyi ya da sevgisizliği seçemiyoruz. Bunların üzerimizde büyük bir etkisi var. Bugün psikolojide de kuşaklar arası aktarımın varlığı ciddi biçimde kabul görüyor. Bir ebeveynin korkuları, eksiklikleri ve duygusal yoksunlukları çocuğun dünyasını şekillendirebiliyor. Ancak aynı zamanda şuna da inanıyorum: Travma bir açıklama olabilir; her zaman bir mazeret olmak zorunda değildir. Bir insanın neden belirli bir şekilde davrandığını anlamak, o davranışın sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Belki de yetişkinliğin en ağır taraflarından biri budur. Bir noktadan sonra elimizde bize verilmiş bir hikâye vardır. O hikâyeyi biz yazmadık, ilk bölümlerini seçmedik. Ama sonraki sayfalarla ilgili belirli ölçüde sorumluluk almak zorundayız. Bir çocuğun sevgi görme biçimi, çatışmayı öğrenme şekli, kendine verdiği değer ve korkuları büyük ölçüde aile içinde şekillenir. Bu nedenle geçmişin bugünü etkilediğini inkâr etmek zor. Ancak öte yandan bazen popüler psikoloji dili öyle bir noktaya geliyor ki, sanki herkes yaptığı her şey için anne babasını işaret edebiliyor. Bu yüzden kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: Ne kadarımız geçmişimizin ürünü, ne kadarımız kendi seçimlerimiziz? Bir insanın hayatının yalnızca görünen kısmını biliyoruz. Bir cümlesini duyuyoruz ama o cümleyi doğuran yılları bilmiyoruz. Bir kararını görüyoruz ama o karara eşlik eden korkuları, utançları ve özlemleri
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,3bin okunma
9/10
·336 syf.··
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 22:38
Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı “Romain Gary” 9/10 Gerçek adı Roman Kacew olan Romain Gary’nin “Bu kitap otobiyografik bir ilham kaynağı ama bir otobiyografi değil.” diye betimlediği kitabı. Romain Gary’den okuduğum ilk kitap bu. Her şeyden önce insanların genel olarak otobiyografik bir eser olarak bahsetmelerine rağmen aslında tam da yazarın dediği gibi bu kitabın sadece otobiyografi olduğunu söylemek bence büyük bir haksızlık. Çünkü çok detaylandırılmış belli zaman aralıklarına rağmen; atlanmış, üzerinde fazla durulmamış yıllar, yaşamına dair merak ettiklerinizle ilgili yanıt bulamayacağınız sayısız soru bırakıyor zihnimizde. Gary’nin kitabında yaşamından çarpıcı olayları okurken aslında ustaca saklanmış psikolojik tespitlerine de tanıklık ediyorsunuz. İnsanları, tavırları, karşılaştığı durumları o kadar net, sade bir şekilde anlatıyor ki… Savaşı anlattığı en dramatik olaylarda bile mizahı büyük bir ustalıkla kullandığı kalemiyle sizi gülümsetebiliyor yazar. Mükemmeliyetçi, savaşçı, çok çalışkan, cesur, güçlü, ve sevgi dolu bir anneyi tanıyoruz önce. Ancak onun oğluna duyduğu büyük tutkunun, yaşamına dair biçtiği kusursuz rollerin, Gary üzerinde yarattığı baskıyı da hissediyorsunuz sarsıcı bir şekilde. İnsanların çoğunun aksine Gary kendi hayallerini gerçekleştirme arzusundan ziyade annesinin ona biçtiği kusursuz kariyer, mükemmel hayat için sürekli çabalayan, savrulan, yorulan ama hep bir yolunu bularak ayakta kalmayı başaran masal kahramanlarını anımsattı bana. Onu çoğu kez mucizevi bir şekilde ayakta tutan, kendisinin tanımıyla aralarındaki bu göbek bağı. Bir defa geldiğimiz bu dünyada herkesin kendisi için hayaller kurabilmesi gerektiğine inanıyorum ben. Bu nedenle çok sarstı beni Gary’nin hayatı. Hayatta ulaştığımız nokta ne olursa olsun oraya varmayı kendimizin
Edebiyat
Şafakta Verilmiş Sözüm VardıRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2020714 okunma
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
BENİM ADIM LUCY BARTON-ELIZABETH STROUT,192 sayfa Pulitzer Ödüllü Elizabeth Strout’un Benim Adım Lucy Barton romanı, anneler ve kızları arasındaki karmaşık bağları ve geçmişle yüzleşmeyi anlatıyor.Yoksulluk ve istismarla geçen bir çocukluktan New York'ta başarılı bir yazarlığa uzanan Lucy'nin hikâyesi…Anne-kız arasındaki sevginin bazen doğrudan ifade edilemediği,içten sevip bunu dışa vuramama, farklı bir çevreye uyum sağlarken hissedilen aidiyetsizlik ve insan ilişkilerindeki başarısızlıklar… Hikaye, 1980’lerin ortalarında New York’ta bir hastane odasında geçer. Lucy Barton, basit bir ameliyat sonrası gelişen beklenmedik bir enfeksiyon nedeniyle haftalarca hastanede yatmak zorunda kalır. Bir gün uyandığında, başucunda uzun yıllardır görüşmediği annesini bulur. Annesi, Lucy’nin yanına gelebilmek için hayatında ilk kez uçağa binip Illinois’deki küçük kasabalarından çıkıp gelmiştir. Lucy ,beş gün boyunca yatağının ucunda oturan annesi ile kesintisiz sohbet eder. Bu sohbetler genellikle tanıdıkları eski köylülerin, mutsuz evliliklerin ya da trajik hayatların dedikoduları üzerinden ilerler. Ancak bu yüzeysel hikayelerin altında, Lucy’nin çocukluğunda uğradığı derin yoksulluk, yalnızlık ve aile içi duygusal/fiziksel ihmal yatar. İkili, asıl konuşmaları gereken travmaları teğet geçer her ne kadar Lucy bu konuları konuşmak istesede… Lucy’nin annesi sevgisini kelimelerle, sarılmalarla göstermeyi becerebilen bir kadın değildir; zaten hiçbir zaman Lucy’ye doğrudan "seni seviyorum" demez. Ancak kızının başucunda günlerce beklemesi, onun kendi dilinde bir sevgi ilanıdır. Lucy, çocukluğunu geçirdiği o izole ve fakir dünyadan kurtulup New York’ta bir yazar ve iki çocuk annesi olarak yeni bir hayat kurmuştur. Ama geçmişinden gelen travmalar,yabancılık duygusu Lucy’nin peşini
Benim Adım Lucy BartonElizabeth Strout · Domingo Yayınevi · 2025106 okunma
Keşke
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
Hep derim, yolumuz her zaman güzel kitaplara düşsün diye... @semasoykan tanışma kitabım #keşke tam olarak böyle bir kitap. Okurken sadece sayfalarda dolaşmadım; yakın tarihimizin önemli bir döneminde bilmediğim bir çok bilgi benimle oldu. Hikâye,sahaf Mehmet Doğan'ın eline geçen mektuplarla başlıyor ve bizi Köy Enstitülerinde yetişen Fikret Sağlam'ın yaşamına götürüyor. Fikret'in mektuplarında sadece kendi hayatını değil, savaş yorgunu bir ülkenin eğitimle ayağa kalkma çabasını da görüyoruz. Köy Enstitülerinin kuruluş amacı, işleyişi ve Anadolu'nun dört bir yanındaki çocuklara açtığı kapılar roman boyunca etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Üreten,sorgulayan, düşünen ve yaşadığı topluma fayda sağlamaya çalışan gençlerin yetiştirildiği bu sistemin ülkeye kazandırdıkları da satırlara yansıyor. Roman bununla da sınırlı kalmıyor.Enstitülerin zamanla neden tartışma konusu haline geldiğini, hangi siyasi ve toplumsal çekişmelerin ortasında kaldığını, destekleyenlerle karşı çıkanlar arasındaki mücadeleyi ve sonunda nasıl kapatıldığını da görüyoruz. Bu büyük dönüşümün içinde Fikret ve Nedret'in hikâyesi yer alıyor. Birbirlerine duydukları sevgi, ortak idealleri ve yıllara yayılan bağlılıkları kitabın güçlü yanlarından biri. Ancak bu bir aşk romanı değil; aşkın,emeğin, fedakârlığın ve inandığı değerler uğruna mücadele etmenin iç içe geçtiği yaşam hikâyesi. Çocukları Sabiha ve Tarık ise geçmişle gelecek arasında anlatıcı olarak karşımızda. Kitabın sonunda ki yaklaşık 10 sayfalık kaynakça beni şaşırttı. Yazarın yaptığı araştırma ve okuruna,doğru bilgiler sunma konusundaki titizliği taktire şayan. Bazen yaşanmış olanları yaşamamayı dileriz, bazen de yaşanma ihtimali varken elimizden kayan anları yaşamak isteriz. İnsan, en çok da zamanla yarışırken “keşke” der.Kitapla bu uzun ve
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20211,982 okunma