Hayata sevgiyle bakan insan, hayattan sürekli sevgi bekleyene göre çok daha az yorulur. Çünkü beklemek bir aktivite değil, bir tüketim hâli; sevmek ise bir besleme hâli. İkisi arasındaki fark, hayat boyu hissedilen yorgunluğun büyük bir kısmını açıklıyor. ♡ :)
Ben insanı seviyorum. Onun şartlarıyla dövüşme kudretini seviyorum. Kaderini bile bile hayatı yüklenmesini, o cesareti seviyorum. Hangimiz yıldızlı bir gecede kâinatı bütün ağırlığıyla sırtımızda taşımayız? Hiçbir şey insan oğlunun cesareti kadar güzel olamaz. Şair olsaydım tek bir manzume yazardım; büyük bir destan. İki ayağı üstüne kalkan ilk ceddimizden bugüne kadar insanlığın macerasını anlatırdım. İlk düşünceler, ilk korkular, ilk sevgi, kâinatı gittikçe ihata eden, kendi başlarına mevcut olan her şeyi birleştiren zekânın ilk kımıldanışı, tabiata izafe ettiğimiz bir yığın zenginlikler… Allah’ı etrafımızda ve kendi içimizde yaratmamız. Evet bir tek manzume yazardım. İnsanı teganni etmek istiyorum, derdim; maddeyi uykusundan uyandıran ve kâinata kendi ruhunu geçireni teganni edeceğim, ey bütün büyüklüğü ihata eden lisan! Sen bana yardım et!
Onun doqquz yaşı vardı, hələ uşaq idi; lakin o, öz ürəyini bilir və onu qiymətləndirirdi, göz qapağı gözü qoruyan kimi, o da ürəyini qoruyurdu, sevgi açarı olmadan heç kimi öz ürəyinə buraxmırdı. Seryojanın tərbiyəçiləri onun oxumaq istəmədiyindən şikayətlənirdilər, onun ürəyisə idrak yanğısıyla doluydu.
Yalnız birbirine iyilik etmek için değil, bundan daha çok ortak bir iyilik için iki insanın birbirine karşı gerçekten ilgi duyması anlamı ile sevgi, mutluluğun en önemli öğelerinden birisidir ve benliği bu şekilde bir açılıp yayılmaya olanak vermeyecek kadar kalın duvarlarla çevrili birisi işinde ne kadar başarılı olursa olsun, hayatta çok şey yitiriyor demektir.