Kendi içimde yıllardır susturmaya çalıştığım bazı duyguları okudum aslında. Hikmet Anıl Öztekin'in Elif Gibi Sevmek 1 kitabı benim için sadece aşkı anlatan bir eser olmadı. Bu kitap; sevmenin ne olduğunu, beklemenin ne demek olduğunu, bir insanı Allah'a yaklaştıran sevda ile dünyaya bağlayan sevda arasındaki ince çizgiyi hissettiren bir yolculuktu. Kitap boyunca satırların arasında bazen kendimi buldum, bazen kaybettiklerimi, bazen de hâlâ içimde yaşayan umutları gördüm. Eser; aşkı yalnızca iki insan arasındaki duygusal bağ olarak değil, insanın ruhuna işleyen bir hâl olarak ele alıyor. Tasavvufî bir bakış açısıyla sevdayı anlatırken okuyucuyu da kendi kalbiyle yüzleştiriyor. Bu kitabın en çok etkileyen yanı, sevmenin sahip olmak olmadığını hissettirmesiydi. Günümüzde insanlar sevgiyi çoğu zaman kavuşmakla, yanında olmakla veya karşılık görmekle ölçüyor. Oysa kitap boyunca bana anlatılan şey; bazen sevmenin sadece dua etmek olduğu, bazen uzaktan bakabilmek olduğu, bazen de vazgeçmeden ama beklemeden yaşayabilmek olduğuydu. Sayfaları çevirdikçe aşkın bir insanı nasıl olgunlaştırabileceğini, nasıl sabrı öğretebileceğini düşündüm. Çünkü burada anlatılan sevda, "beni mutlu et" diyen bir sevda değil; "sen iyi ol yeter" diyebilen bir sevdaydı. Kitapta geçen birçok cümle sanki bir şiir gibi değil de yıllardır içimde kurup kimseye söyleyemediğim düşünceler gibi geldi. Özellikle ayrılık, özlem, bekleyiş ve teslimiyet üzerine yazılan bölümler beni derinden etkiledi. Çünkü insan bazı satırları okumaz; yaşar. Bu kitapta da tam olarak bunu hissettim. Bazı sayfalarda durup uzun uzun düşündüm. Bazen bir cümlenin ardından kitabı kapatıp sessizce oturdum. Çünkü bazı sözler okunmak için değil, insanın içine işlemek için yazılmıştı. "Elif" kavramı da kitapta sadece bir harf değil. Elif;