• Yarım kalmıştı. Tamamlandı...

    İnsan zaaflarının ne olduğunu bilmeli, bilmekle kalmayıp onları kontrol de edebilmeli. Anlatımıyla beni hikayesinin içinde yaşatan, kahramanlarının kimiyle kavga ettirip kimine de sevgiyle bağlanmama sebep olan kitapları son cümlesini görene kadar soluksuz okumak da benim zaafım. Biliyorum ama kontrol edemiyorum. Şu bölümü de okuyup kapatır dersime çalışırım dedikten sonra kendimi bir sonraki bölümü yarılamış buluyorum.

    Peki bunu daha önce neden yapamamışım, neden kitabı yarım bırakmışım. Bunu şu cümleyi kurmadan açıklayamıyorum ne yazık ki: Biz kitapları seçiyoruz kitaplar da okunacağı zamanı. Bir kitabı elinize aldığınız vakit kendinizi o hikayenin içinde yaşarken hissedemiyor, olaylar gerçekleşirken kahramanların yanı başında bitemiyorsanız -yarım kalacağını bilseniz dahi- bırakın o kitabı, zamanı gelmemiş demek ki. Bekleyin zamanını bulsun. Anlattıkları zihninizde sinema filmi gibi canlanmayan kitabın satırları üzerinde, son sayfasına gelinceye dek bakışlarınızı gezdirmekle ve sözcükleri içinizden seslendirmekle o kitabı ne kadar okumuş olabilirsiniz ki.

    Burdan sonrası kitap ile ilgili ve ‘’spoiler’’ dedikleri keyif kaçıran ayrıntılı bilgi içerir. Hem de fazlasıyla...

    Martin Eden. Jack London’ın tuğla gibi kitabının içinden fırlayıp iki hafta boyunca arkadaşlık etti bana.

    Toplumun işçi kesimine mensup olan, birkaç ayını denizde geçirip para kazandıktan sonra parası bitene dek çalışmayan Martin, tesadüfen karşılaştığı ve daha sonra aşık olduğu Ruth ile tanıştıktan sonra bambaşka bir insan olur. Ruth’un beğenisini kazanabilmek için hem görünüş olarak değişmek hem de kendini geliştirmek adına sıkı bir çalışma disiplini içerisine girer. Yazar olmayı istemektedir, çok ünlü bir yazar olacak ve böylece Ruth’la evlenmeye layık bir konuma gelecektir.

    Ancak işler hiç de Martin’in beklediği gibi gitmez. Ard arda yazdığı çok sağlam eserler gönderdiği dergilerden ışık hızıyla red mektupları almaktadır. Martin ise yazdıklarını yayınlatmak uğruna kimi zaman günlerce yemek yiyemeyecek kadar parasız kalır kimi zaman da para kazanmak için başka işler yapar. Etrafında ona düzenli bir işe girip çalışmasını söyleyenlere hiçbir zaman kulak asmaz Martin, çünkü hayalinin gerçekleşeceğine dair sağlam bir inancı vardır.

    Bu sırada Martin’in karşısına ilerde çok sıkı dost olacağı biri çıkar: Brissenden. O, Martin’e nasıl bir yanılgının içinde olduğunu gösteren ve Martin’in farkına varamadığı gerçeklere ayna tutan birisidir. #35648835

    Evrim dahil birçok konuda yaptığı okumalar ve Brissenden ile sohbetleri neticesinde Martin artık yavaş yavaş bazı şeylerin farkına varmaya başlar. Gösterişli evlerde oturan, davetler düzenleyen burjuva sınıfının aynı zamanda yüksek bir ahlaka ve geniş bilgi birikimine sahip olduğunu düşünürken Brissenden ile katıldığı bir toplantı sonrasında adeta aydınlanma yaşar. Çoğunlukla işçi sınıfının yaşadığı bir caddede, yıkık dökük bir dairede toplanan birkaç insanın felsefeden bilime kadar birçok alanda derin bilgi birikimlerini aktardıkları sohbeti dinledikten sonra hem bilgi yönünden ne kadar eksik olduğunu anlamış hem de o ışıltılı ve gösterişli burjuva sınıfındaki insanların ne kadar boş varlıklar olduğunun farkına varmıştır. (#35648552 )

    Aradan uzun zaman geçmesine rağmen hala büyük bir yazar olma idealine ulaşamayan Martin bir kez daha maddi sıkıntılar içerine girer. Bu sırada, anne ve babasının evlilik konusunda kendisine yaptıkları baskının etkisi ile Ruth, Martin’le son kez konuşur ve ondan ayrılma kararı verir.

    ‘’Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası kaderinin değişeceği yerdir.’’ denir ya, işte burası Martin’in kaderinin değiştiği yerdir. Yayınlanan bir yazısı sonrasında Martin yavaş yavaş beklediği üne kavuşmaya başlar. Yazıları okunmakta kitapları çok satanlar listesinin başında yer almaktadır. Ancak aynı zamanda düşünce olarak de değişmeye başlar Martin. Artık tek kelime yazmamaktadır.

    Yazın dünyasında adının duyulması neticesinde kendisinden yeni eserler isteyenlere yıllarca çeşitli düşüncelerin etkisinde kaleme aldığı ve yazıldığı zamanlar hiçbir şekilde yayınlatamadığı masasının altında bir yığın oluşturan ama artık Martin’in gözünde hiçbir kıymeti kalmayan eserlerini teker teker satar. Yayıncılar yıllar önce tek kuruş ödeme yapmadıkları eserleri şimdilerde şaheser olarak tanıtmaktadır.

    Vaktiyle kimsenin yüzüne bakmadığı, ipe sapa gelmez bir serseri olarak görülen Martin artık çok parası olan ünlü bir yazardır. Cebindeki paranın miktarı yakın çevresine öyle bir etki yapar ki artık yolda karşılaştığı her tanıdık ona ilgi gösterir, insanlar onu yemeğe davet etmek için adeta birbirleriyle yarışır. Martin ise bütün bu olup bitenlere bir anlam veremez. Herkesin ilgiyle okuduğu o eserler yeni değildir, yıllar önce yazılmıştır. Cebinde metelik yokken peş peşe red mektubu alan bu eserler şimdi neden böylesine ilgi görür? O eserler yazıldığı sırada karnı aç olan Martin’i kimse yemeğe davet etmezken, hatta bir an önce başlarından savmak için ellerinden geleni yaparlarken, şimdi karnı fazlasıyla tok olan Martin’i yemeğe davet etmek için neden yarışırlar? (#35736355)

    Anlam veremediği bütün bu durumların nedenini, kendi kendisine sorduğu bütün bu soruların cevabını yine kendi bulur Martin: gördüğü kabul ve kazandığı para. (#35742914 )

    Onu bir zamanlar kapı dışarı edip de sonradan kalkıp kapısına kadar gelen herkes ve her şey gibi büyük aşkı Ruth da bir aydınlanma(!) yaşar ve Martin’le konuşmaya gelir, eskisi gibi olmalarını ister. Martin’in Ruth’a da söyleyecek birkaç kelamı vardır elbet: #35742914

    Bütün bu yaşananların ardından Martin aslında Ruth’a sandığı kadar aşık olmadığının farkına varır. Her aşk hikayesinin sonunda mâşukun kafasında yanan ampul onun da başında belirir: #35743560

    Hayatı boyunca hayalini kurduğu ve geç de olsa kavuştuğu ün Martin’e tahmin ettiği mutluluğu vermez. Ruth’la evlenme gibi bir amaç kalmamıştır ortada çünkü Ruth’a karşı beslediği ve aşk olduğunu düşündüğü şey yoktur artık.

    Elindeki tüm parasını ünsüz ve parasız zamanlarında yanında olan birkaç kişiye iyilik etmek için harcar. Uzun bir yolculuğa çıkmak üzere bir gemiye bilet alır. Onun bu yolculuğunu haber alan yüzlerce kişi iskeleye onu uğurlamak için gelir. Bir zamanlar sevmedikleri, istemedikleri, eserlerini yayınlamadıkları Martin’i.

    Okurken birçok şeyi fark etmeme yardımcı oldu Martin Eden, çok şey kattı bana.

    Bir kere baş kısımları oldukça etkili bir kişisel gelişim kitabı izlenimi verdi. Herhangi bir okula gitmemiş ve belli bir eğitim almamış kişilerin istedikleri ve çalıştıkları taktirde neler yapabileceğini görmüş oldum bu sayede. Öğrenme konusunda ‘’insanın en iyi öğretmeni kendisidir’’ düşüncesinin haklılığını gözler önüne seren bir eser olduğunu düşünüyorum.

    Tabi bu büyük ve başlangıçta imkansız görünen hedefleri gerçekleştirmek için insanın bir itici güce ihtiyacı var. Martin’deki itici gücün adı: aşk. Bu yönüyle bakıldığında aşkın neler kâdir olduğunu da anlatan bir kitap.

    Sağlam bir burjuvazi eleştirisi. Öyle olaylarla, anlatımlarla falan da değil, yeri geldiğinde kahramanların ağzından, açık seçik bir şekilde giydirilmiş burjuvaziye. Kitabın en çok sevdiğim yerlerindendi bu kısımlar. Güzel kıyafetler giyen, güzel konuşan ve uzaktan bakıldığında ilimlerin nicesiyle donanmış gibi görünen ancak öyle olmayan, bunun yanında başka insanları kılık kıyafeti, yaşadığı çevre, yaptığı iş dolayısıyla cahil ve kaba olarak nitelendiren burjuva sınıfının bayağılığını güzel bir şekilde anlatmış.
    Bayağılık; esaslı bir bayağılık. İtiraf ederim ki burjuva inceliğinin ve kültürünün temeli budur (#35743303 )

    Aşk ilişkilerini anlatırken de bazı gerçekleri fark etmemizi sağlar Martin Eden. Mesela insanları olduğu gibi sevmekte ne kadar zayıf olduğumuzu. Ruth Martin’i olduğu gibi sevmez hiçbir zaman, onu değiştirmek ister, her bakımından kendine uygun, yanına yakışır bir insan olmasını ister. Bu yüzden ona sürekli kısıtlamalar getirir, sigara-içki içmesine, küfür etmesine karşı çıkar. Aslında bu, içinde yaşadığı burjuva toplumunun Ruth’a bir dayatmasıdır. O, Martin’i burjuva toplumunun onaylayacağı bir eş haline getirmeye çalışır.

    Kitabın belki de en kızdığımız karakteri Ruth. Ama ben ona yalnızca bir yere kadar kızabildim. O tarihlerde yaşayan kadının konumunu göz önüne alarak düşünmeye çalıştım. Ev sınırlarında büyütülen, ailesi tarafından onay verilen sınırları belli bir eğitim yöntemiyle eğitilen, seçeceği eşten yapacağı evliliğe kadar hayatıyla ilgili her ayrıntının anne babasının belirlediği ilkeler ve çizdiği sınırlar dahilinde gerçekleşmesi gereken bir kadının aşık olduğu adamla evlenmesi için Ruth’un yaptıklarını yapmaktan başka bir çaresi olmadığını da fark ermek gerekir.

    Kitapta gerçekleşen olaylar inceleme boyunca değindiğim ‘’insanların paraya ve güce tapınma’’ durumuna her bakımdan bir örnek teşkil ediyor.

    Ha bir de unutmadan kitabı okuduktan sonra edindiğim ‘’Martin Eden’da anlatılan birçok şeyin Jack London’un hayat hikayesiyle benzeşen yanlarının olması’’ bilgisi kitabı okurken hissettiğim gerçeklik duygusunu sağlam bir temele oturttu. Kim bilir belki de Jack London kendini anlattı Martin’le bizlere, bu hikaye de gerçek olduğu için etkiledi bizi bu kadar.

    İncelemeyi hikayeye geç katılıp erken ayrılan ve benim her bakımdan hayran olduğum Brissenden’ın sözleriyle bitirmek istiyorum:

    Seni seveceklerdir Martin, ama kendi küçük ahlaklarını daha çok seveceklerdir.
  • Her insanın kendisi için kaygılanarak değil, sevgiyle yaşadığını öğrendim
  • Bütün insanlar kendilerini düşünüp kolladıkları için değil,içlerindeki sevgiyle yaşıyor.
  • Her insanın kendisi için kaygılanarak değil, sevgiyle yaşadığını öğrendim.
  • İnsanlar sadece kendi hayatları icin kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları icin yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş.
    İnsanlar neyle yaşar anladım. İnsan sevgiyle yaşar.
  • Bütün insanlar kendilerini düşünüp kolladıkları için değil, içlerindeki sevgiyle yaşıyor.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları