'Olumsuzlama aynı zamanda, itiraf etme biçimidir.'
8/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 04:22
Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :) Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir. Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser. Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi... Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum. 'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketipine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor... Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli... Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir. Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir. 1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :)
Tiyatro
Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl YokturŞule Gürbüz · Boyut Tiyatro · 1993242 okunma
Orphalese Limanında Bekleyen Aslında Biziz...
7/10
·55 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
Bazı kitaplar sadece okunmak için değil; tekrar tekrar yaşanmak, yutkunmak ve hayata yepyeni bir pencereden bakmak için yazılmıştır. Halil Cibran’ın Ermiş’i klasik anlamda bir roman veya öykü değil; bir insanın doğumundan ölümüne kadar yaşayabileceği tüm duyguların, çelişkilerin ve bağların felsefi bir şiiri. Hikayenin çatısı çok sade: El Mustafa (Ermiş), on iki yıl yaşadığı Orphalese şehrinden ayrılıp yurduna döneceği gemiyi beklerken, halk onun etrafında toplanır. Ona aşka, evliliğe, çocuklara, çalışmaya, sevince ve kedere dair sorular sorarlar. Aslında o soruları soran halk biziz. O limanda toplanan ve hayatın karmaşası içinde kaybolmuş, nasıl yaşaması gerektiğini, sevgiyi nasıl tutacağını, acıyı nasıl göğüsleyeceğini bilemeyen modern zaman insanlarıyız. Kitabın en sarsıcı yanı, bize doğru bildiğimiz yanlışları bağırarak veya yargılayarak değil, omzumuza şefkatle elini koyarak anlatması. Sevginin birine sahip olmak olmadığını, çocukların bize ait birer mülk değil geleceğe fırlatılan oklar olduğunu, çalışmanın aslında "görünür kılınmış aşk" olduğunu öylesine zarif bir dille ifade ediyor ki... Okurken sürekli "Evet, işte tam olarak bu" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Cibran, insanın içindeki karanlığı ve aydınlığı birbirinden ayırmıyor; sevinç ve kederin aynı kuyudan beslendiğini hatırlatıp, acıyla savaşmak yerine onu kabullenmenin bilgeliğini sunuyor. "Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları... Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır." Peki bu evrensel ve zamansız bilgelikten geriye ne kalıyor? Bu kitabın bize vermek istediği asıl ders nedir? Hayatta tutunduğumuz, "benim" diyerek sahiplenmeye çalıştığımız hiçbir şey (ne eşimiz, ne çocuklarımız,
İnceleme
ErmişHalil Cibran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202385,2bin okunma
Reklam
Fırtına'nın Huzur'u
6/10
·358 syf.··
2026 43. kitabı
Selam canlar Bugün sizlere uzun zaman önce ilk kitabını severek okuduğum #huzurunfırtınası kitabının devam kitabı olan #fırtınanınhuzuru ile geldim... Yazarın dili sade ve akıcı buda kitabı çabuk okunur hale getiriyor. Duygu geçişleri oldukça yoğun ama ilk kitaba göre çok daha hızlı işlenmiş. Bu yönü ilk kitaba göre o daha yüzeysel geldi ilk kitapta ki o hissi tam alamadım ama yine de benim için güzel bir okuma oldu. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş manevi mesajların hikâyeye yedirilmiş olması ayrı bir hava katıyor. Aile bağları çok güzel aktarılmış Fırtına'nın anne ve babası Huzur'a karşı davranışları çok güzeldi. Şimdilerde varmı böyle aileler dedirtiyor. Duygu ve Hüseyin'in hikayesini de bu kitapta daha çok okuyoruz. Hüseyin'de öyle güzel sevdiki başta karşılık alamasada sevgisine sonunda Duygu'da doğru olanı seçti. Ahh Duygu'nun kayınvalidesi Meryem sultan var nasıl güzel kalpli bir kadınsın sen öyle, insan yanında huzur bulur. Duygusal aşk hikâyeleri, sabır, kader ve manevi bağlar üzerine kurulu romanları okumayı sevenler bir şans vermeli... Huzur ve Fırtına... Ailelerin zoruyla evlenmiş ama sonrasında bir birilerine gönülden bağlanmış çiftimiz. İlk kitapta oldukça zorlu geçen hikayeleri ikinci kitapta yerini daha mutlu bir ortama bırakıyor. O huysuz, öfke kontrolü yapamayan Fırtına'mız ikinci kitapta tam bir sevgi pıtırcığı haline geliyor. Eee demekki sevince herşey yapılıyormuş Fırtına efendi. İlk kitap öyle bir yerde bitmişti ki elim kalbimde hemen ikinci kitap gelmeli demiş kapatmıştım son sayfayı, gerçi biraz uzun bekledik ama olsundu. Tâbi bu kitaptada malesef herşey güllük gülistanlık ilerlemiyor. İmtihanlar, sabır gerektiren bir çok olaylar oluyor. Aynı gün hem babasını hem doğmamış bebeğini kaybeden Huzur büyük bir bunalım içine giriyor. Bu durum
1000Kitap
Fırtına'nın Huzur'uBüşra Vanlı · Herdem Kitap · 202612 okunma
9/10
·408 syf.·
2026 48. kitabı
Selammm, İlk kitabına bayıldığım serinin devam kitabının yorumuyla geldim. Yorum spoiler içermiyor, bilginize:) Serinin bende ilk iki kitabı vardı. İlk kitabını çok sevince direkt buna başladım. Hatta ertesi gün 6'da kalkıp işe gitmem gerektiği halde gece 3'e kadar da okudum. Okurken uyuyakalmışım. O kadar sevdim yani. Aslında seri böyle çok ciddi bir fantastik değil. Komik, eğlenceli ve ciddiyetsiz. Zaten bu kadar sevmemin nedeni de bu. Hiçbir şey düşünmeden akıcı, sürükleyici ve eğlenceli bir kitap okumaya ihtiyacım vardı. Bu seride o ihtiyacımı karşıladı diyebilirim. Kitap ilki gibi komik ve eğlenceliydi. İlk kitaba göre artık evrenin daha da içine giriyoruz. Hatta işlerde ufaktan ciddiyete binmeye başlıyor ama tüm o olayların içinde bile Emelle insanı güldürmeyi başarıyor. İlk kitap kadar olmasa da bu kitapta da çok güldüm. Kısacası kitabı sevdim. Devam kitabına hemen başlayacağım. Tavsiye eder miyim? Kesinlikle.
Aşk Meleği'nin BağlarıRaven Kennedy · Ren Kitap · 202553 okunma
10/10
·576 syf.··
2026 3. kitabı
Kitap Yorumu | Bülbül Kapanı 2 - Loresima Serinin devam kitabı olan bu ikinci kitapta Timur ve Ahu hem birbirlerinın yaralarını sarıyor hem de yeni darbelerle yuzleşıyorlar. Karakter gelişimleri çok gerçekçiydi. Özellikle Ahu'nun, Timur konuşmasa bile onu her şekilde anlayabilmesi, empati kurması beni çok etkiliyor. Özet: Ilk kitapta Ahu'ya karşı olan hislerini kendine bile itiraf etmekten çekinen, davranışlarına yansıtmaktan korkan Timur için, Kadife'nin vurulması adeta bir patlama noktası oluyor. Bu kitapta Kenan'a karşı yaptığı hamleler, ikilinin birbirine daha çok yakınlaşmasını sağlıyor. Sesli olarak dile getirmeseler bile; birbirlerine olan kıskançlıkları, merakları, korkuları... hepsi ortak. İnsanın konuştuğu her şey başına gelirmiş... Tıpkı Timur'un "memleketime dönmem" dediği halde, sevdalısı için dönmesi gibi. Kenan'ın dörtbir yandan köşeye sıkıştırılması, onu daha acımasız yapıyor; daha fazla öfkelenmesine ve saldırmasına yol açıyor. * Yorumum: Kenan'dan hâlâ nefret ediyorum. Özellikle saldırması gereken kişileri göz ardı edip, günahı olmayan insanlara — Biricik'e, Defne'ye ve diğerlerine — saldırmasını asla hazmedemiyorum. Ote yandan Timur'un kışkançlıklarına bayılıyorum! Ağız kulakta okuyorum o sahneleri. Özellikle o bar sahnesi... efsaneydi! Kıskançlıktan gözü dönünce, Ahu'nun sadece kendisine ait olduğunu kendine ikna ettirmek için kızın yanına gitti ve "Yaktığın ateşi söndür" dedi. Aşkın ilk kıvılcımları orada başladı zaten.. Çamaşır makinesinin üzerinde de devam etti. Akkadın favorim! Özellikle söylediği laflar, hakaret ettiği ama ağzına hakaret sayılmayacak sozleri... kahkaha atarak okudum resmen! Son sahneler yine... "Acaba üçüncü kitapta ne olacak?" diye bir sürü soru işaretiyle kaldı kafamda. Umarım yakın zamanda çıkar! Bu seriyi okurken en çok
Bülbül Kapanı IILoresima · Ephesus Yayınları · 20252,167 okunma
Puan vermedi·168 syf.·
2026 19. kitabı
Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor. Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş. Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış. Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018249 okunma
Reklam
Reklam