İlk karşına çıkanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçmasapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış. Demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar. Geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü budalalık insan hakkıdır .
Her çocuğun ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda; harıl harıl kitap okuyan, blogları takip eden, çocuk yetiştirmeye dair hiçbir modayı kaçırmamaya çalışan anne babaların çabalarının neden beklenen sonuçları tam olarak vermediği biraz daha aydınlanıyor: Belki herkes daha çok okuyor ve araştırıyor ama "hangi yöntem ve yaklaşımın çocuğunun mizaç tipine uygun olduğunu" bilmeden hareket edebiliyor... Görüştüğümüz hemen hemen her anne baba çocuklarının diğerlerinden farklı olduğunu anlatan cümleler kuruyorlar. "Bunlar nasıl kardeş anlamıyorum. Hiç, birbirlerine benzemiyorlar" "Oğlumu büyütürken uyguladığım hiçbir yöntem kızımda işe yaramıyor." "İkisini de biz büyüttük. Ancak biri sınıf birincisi, diğeri, kitabın kapağını açmıyor..." Ailelerin deneyimlerini yansıtan bu ve benzeri cümlelerin hepsi her bir çocuğun ne kadar farklı olabileceğini açıkça ortaya koyuyor.