- Seviyorsun onu.
Elimi ağzına kapadım.
- Sus, dedim, bunu bana otomobilde de söyledin. Sus, kuzum. Bu kelimeyi sevmiyorum. Alakalarımızın yüz bin şekline isim bulamıyoruz ve "sevmek" deyip çıkıyoruz. Onun için ne kadar suistimale uğruyor bu kelime.
Sihre ilk başladığımın sebebinin insanların şaşkın yüzlerini sevmek olduğunu hatırladım. Ama bir yerden sonra, sahneye çıktığımda seyircilerin yüz ifadelerini göremez oldum.
Neden benim hayalim hep şakaya dönüşüyor? Herkes güldü ama onu pek dert etmedim. Çünkü bunu defalarca yaşadım. Olma ihtimalimin nerdeyse hiç olmadığını söylemeleri çok daha acıttı. İhtimali olmayan şeyi sevmek insanın canını yakıyor.
İstemeye istemeye uzun soluklu bir işe girişmek, geliştirmeye çalışılan şeyi sevmemek her türlü başarı şansını bir kenara bırakmak demektir. Boşanmak için vazifeyi sevmek gerekir.

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı.
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.