Seni az tanıyorum... Az.Sen de fark ettin mi?
Az, dediğin, küçücük bir kelime.Sadece A ve Z.Sadece iki harf.Ama aralarında koca bir alfabe var.O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var.Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.Biri başlangıç,diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.Senin ve benim gibi...Bu yüzden,belki de az çoktan fazladır. Belki de az,hayat ve ölüm kadardır! Belki de seni az tanıyorum,seni kendimden çok biliyorum, demektir.Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım,demektir.Belki de az,her şeyi demektir.Ve belki de,benim sana söyleyebileceğim tek şeydir...
"Sinema neden aşk haline gelir biliyor musun?" dedi adam,"Çünkü o da tıpkı aşk gibi, insan gözünün bir aldanışı üzerine kurulmuştur. Hayal olduğunu bildiğin perdeye inanırsın bütün kalbinle... İnsan öncelikle bir aldanışa âşık olur, sonra o aldanıştan bir
hakikat yapmaya çalışır hayatına... Bazı filmler çabuk biter."
İyi bir insanmış gibi görünüyor,ama kadın iyiliğin bu görünüşünü tanıyor:Başarısızlığın verdiği bir iyilik bu.Başka bir hayatı olmayacak,olamayacak biri,belli.