Müslümanlar; harem, selâmlık, çarşaf, peçe gibi âdetleri Hıristiyan Bizans'la Mecusî İran'dan almakta iken, Garb'i Avrupa'da kadınlar içtimâî (sosyal) hayata giriyorlardı. İşte Kurûn-ı Vustâ (Ortaçağ) devrinde Şark Medeniyetiyle Garb medeniyeti arasında bu gibi küçük farklar müstesna (ayrı) olmak üzere, büyük bir tenazur (simetri) görülür.
Türkçülüğün uzak mefkûresi (ideali) ise Turan'dır. Turan, bazılarının zannettiği gibi, Türklerden başka Moğolları, Tunguzları, Finuvaları, Macarları ihtiva eden (içeren) bir kavimler halitası (kavimler karışımı) değildir.
İnsan en samimi, en derûnî (içten) duygularını ilk terbiye zamanında alır. Daha beşikte iken, işittiği ninnilerle dilinin tesiri altında kalır. Bundan dolayıdır ki en çok sevdiğimiz lisan anadilimizdir.
Nadir olarak başarılı önsöze sahip bir kitap Yabancı. Bir çırpıda okunabilecek, fakat okunduktan sonra etkisi bitmeyen bir kitap. Bu kaçıncı okuyuşum bilmiyorum. Ne zaman bir şeylerden uzaklaşmak isteseniz elinizin altında aradığınız bir kitap haline geliyor. Karakterimizin adı Mersö. Her zaman ayrıksı olan bir şahıs. Annesinin ölümü, bir kadınla birlikte olmak veyahut birini öldürmek onun için bir şey ifade etmiyor. Hikaye boyunca bir çok ehemmiyetli mevzuya 'olsa da olmasa da benim için bir' tavrını sergiliyor. Ama zannımca asıl büyük itirafını, hücresinde idamını beklerken yapıyor. 'Şimdi de olsa, yirmi yıl sonra da olsa yine bendim ölecek olan. Şu anda beni bu düşüncemde biraz üzen şey, yirmi yıl daha yaşamayı düşünürken, yüreğimin korkunç derecede hoplamasıydı.' İşte Kafkanın da Mersönün de asıl fikri bu. Görülmemiş yarınlarda yaşanabilecek sevinçler ve o hayallerin göğsü doldurması.